Gecen hafta Francois Ozon'un, Robert Thomas'in oyunundan sinemaya uyarladigi, 8 Femmes (8 Kadin) adli 2002 yapimi filmini izledim. Tabi o donem Turkiye'de sinemalarda gosterilmis, ama ben durumdan bihaberim. Bu isler kismet zaten, bizimki de buguneymis.
Filmde, adi kendinden menkul, sekiz tane kadin var. Hepsi de ayni evde. Mutemelen orjinalin tiyatro eseri olmasindan. Zaten film de bir tiyatro oyunu havasinda geciyor. Perde ne zaman kapanacak diye bekliyor insan. Ozendiriyorum ki Berfu da izlesin :)
Prensip olarak kapali mekandaki hatun sayisi ikiyi gecti mi “Kac kac” modunu acip, ortamdan uzaklasirim. Evet, sexistim, cinsiyetciyim. Ama filmdeki sekiz kadin bulunduklari yere cok yakismislar. Konusu soyle: aile bireyleri noel icin bir araya gelmislerdir ve fakat sabah uyandiklarinda ailenin reisinin, beybaba bildigin, olduruldugunu farkederler ve olaylar gelisir. Evden kimse ayrilmadigina ve eve kimse gelmedigine gore katil iclerinden biridir, ama kimdir? Her biri kendini aklamaya calisirken aslinda icdunyasini ele verir. Yalniz, kiskanc, seven, sevilmeyen, gergin, hirsli, illa ki seksi kadinlar... Bana Almodovar'in “Sinir krizinin esigindeki kadinlar” filmindeki kadinlari hatirlatti, cunku gercekten oyle bir hava var.
Asil beni benden alan sey filmin muzikleri oldu. Populer Fransiz sarkilarini filmin oyunculari seslendirmis. Ben filmi Hollandaca altyazili izledigim icin sarki sozleri de Hollandaca'ydi. Cathrine Deneuve'un soyledigi Toi Jamais'yi bazen oyle bes alti kere dinliyorum ya da “bindik bir alamete, gidiyoruz kiyamete; ama bu gidisler nereye kadar boyle” diye kaygilandigimda Firmine Richard'dan Pour ne pas vivre seul'u dinliyorum. Zaman zaman kendi basimaligim cok huzur veriyor ve Fanny Ardant'in A quoi sert de vivre libre yorumunu dinliyorum. Zamansiz ve mekansiz dinledigim ama her dinledigimde youtube'dan filmin fragmanini da izlemeden duramadigim bir sarki var ki Isabelle Huppert'e bir kere daha hayran birakiyor insani: Message personnel. Filmi izlerken Isabelle Huppert'in yakin cekim yuzune ve dolmus gozlerine bakip “Yok artik! Bunu oynayan insan olamaz! Ben de zaten artik yasamiyorum herhalde.” dedirten klibi buraya da koyuyorum.
Maalesef Hollandaca'yi Ingilizce uzerinden ogrendigim icin Hollandaca-Turkce ceviri yapamiyorum. Direk Ingilizce oluyor ceviriler ben farkina varmadan. O yuzden sarkinin sozleri de Ingilizceye cevrildi. Muhtemelen yanlislar vardir. Ama Fransizcami ilerletince guncelleirm :)
Personal message
at the end of the telephone line is your voice
(there) are the words that i would never say,
the words that givepain, if you cannot laugh at,
the words that too often appear in the films, songs, and books,
the words that i want to say to you,
and the words that i want to believe in,
the words that i cannot say.
i want to, but i cannot
i am so lonely that i would rather die
and i know where you are
i am coming there, wait for me.
we learn to know each other,
give me some time, i give you mine.
i want to come to you
but i remain/stay
i hate myself.
i don't come to you.
i want to, but i cannot.
i want to talk to you,
i want to be by yourside or to try to sleep (by yourside).
i am scared that you are deaf,
i am scared that you are coward,
that i am intrusive.
i cannot tell to you that i love you...
maybe.....
(ayaga kalkiyor burda)
but if you ever think that you love me,
know, then, not to be afraid of your memories,
dare to run until you are breathless,
then come back to me.
if you ever love me,
and have troubles with finding the right way,
then come back to me.
if you feel fed up with life,
if all days are like each other,
then think of me, think of me.
but if you....
Ebrucum ben bunu izliycem izlemesine, hatta çatlıyorum ama bana ingilizce alt yazı lazım bebek. Maymun gibi bakmak istemiyorum. Olaya fransız kalmak istemiyorum. Bi yardım etseniz?
YanıtlaSil