9 Şubat 2012 Perşembe

Hamza



Büyük ihtimalle ölmüştük
Sehir kan kiyametti ayaklarımızda
Gökyüzünü katlayıp bir köşeye koymuştuk
Yıldızlar kaldırımlara dökülmüştü bütün
Hamza butun parmaklarını ortaya dökmüştü
Yirmi yıldır cebinde biriktirdigi parmaklarını
Hamza son şarkıyı kırka bölmüştü
Dogrusu iyi idare etmiştik
Dogrusu iyi halletmiştik
Yasayanlar unutmuştu bizi
Biz öldügümüzle kalmıştik

C. Sureya


Fotograf: KuzeyGuney, Eylul 2008, evimiz

2 Şubat 2012 Perşembe

Parisian women


Madde madde, recete seklinde veriyorum; yaz.

1. Anoraksi oldugunu dusundurtecek kadar zayif, ama anoraksi degil: Parisli kadinlar doymak icin degil, yedikleri seyin lezzetinden haz almak icin yemek yer. Yediginde de cok yemez. Her seyden kus kadar yer. Boylelikle hep zayiftir.

2. Trenchcoat: Parisli kadinlar nedense hep trenckot giyer. Zayifsiniz, beliniz ince. O yuzden mi? Je ne sais pas...

3. Makyaj: Gercek Parisli kadinlar cok abartisiz makyaj yapar. Mumkun oldugunca dogal. Kendilerini seksi gosterecek goz makyaji, dudaga hafif bir parlatici ya da nemlendirici, cunku Fransiz erkekler French kiss icin mumkun oldugunca dogal dudaklari tercih ederlermis. Paris'te gordugunuz o abartili makyajli kadinlar aslinda cakma parisienne. Benden soylemesi...

4. Ic camasiri: Illa ki dantel. Bizim "herhalde emekliligi gelmistir" diye dusundugum sekreterimiz bile dantel ic camasiri giyiyor. Her an one-night stand yapacakmis gibi seksi ve elegan, kesinlikle ortalikta degil, ama egildiginizde gorunecek kadar stratejik konumda.

5. Buzuk dudaklar: Parisli kadinlarin dudaklari eskiden normalmis de, surekli buzdukleri icin zaman icinde genetik mutasyona mi ugramis? Yoksa genel olarak bir buzukluk hali mi var? Gercekten benim icin muamma. Eger buzukluk genetikse butun Fransa'da gozlemlemeyi beklerim. Ama yok oyle bir sey. Sirf Paris kadinina ozguyse, kizim senin anan baban yok mu? Sonra yas gecince Brigitte Bardot gibi kiris kiris olacak o yuzler, dudagini buzdugun her an icin lanet edeceksin.
Bir an icin dudaklarinizi disari dogru sarkitip bi buzun. Insan kendinden tiksiniyor vallahi.

6. Bakislar: Gozler maksimum acilip cipil cipil bakilacak. Tamamiyle ayni bakislar duruma gore yeni gelin gibi, bastan cikarici, saskin ya da davetkar seklinde yorumlanabilir. Bu bakislari buzuk dudaklarla birlestirmeyi unutmayalim lutfen.

7. Mantonun icinde kimil kimil saclar: Ben mantomu giyince saclarimi soyle elimle mantonun icinden disari cikaririm ki oyle sirtima, boynuma degip kimil kimil beni kasindirmasinlar. Parisli kadinlar, mantolarini giyip atkilarini doluyorlar ve kesinlikle saclarina dokunmuyorlar. O saclar oyle kimil kimil duruyor mantolarinin icinde. Allah kabul etsin. Hic bana gore degil.

8. Sutyen: Bu biraz muamma. O anoraksi gibi gorunecek kadar zayif kadinlarin tabii ki de sutyen falan giymesine gerek yok. Onun disinda giyiliyor.

9. Topuklu ayakkabi ya da kisa bot: Ayakkabilar topuklu, popolar seksi olacak diye daha once soylemistik. Bu kural baki.

10. Sapka: Sapka sart.

11. Canta: Clutch bag. C'est comme ca.

12. Sal, atki: O boyuna illa ki bir sey dolanacak. Yeri geldi mi boyna dolanan sey dudaklara dogru cekistirilerek oyunbazliklar yapilacak, seksi bir hava kazanilacak.

1 Şubat 2012 Çarşamba

Primavera'nin topuklu ayakkabiyla imtihani

Paris kadini topuklu ayakkabi giyer. Bu kadar acik ve net. Kosullar ne olursa olsun, ayakkabilar topuklu, popolar seksi olacak. Ben de gittim kendime bir topuklu ayakkabi aldim haftasonu. Tam Parisienne model :) ve gormemisler gibi bloga yaziyorum... Asagida gormus oldugunuz guzeller guzeli kisa bot benim. Yanindaki cicegi nasil? Diyorum size tam Parisienne diye. Topuklar 12 cm. Iste bugunun hikayesi bu noktada basliyor.



Hayatini duz ayakkabi ve parmak arasi terlik ile gecirmis olan ben, ilk topuklu ayakkabimi gecen sene KuzeyGuney ile Groningen'de aldim. Alti santimetre topuk bana yetti de artti bile, botlari bir senedir ayda ortalama iki kere giydim sanirim. Iki hafta once bir partide bir arkadasimin "Kisa botlarla tam Parisli olmussun" lafindan gaza gelerek nicedir kesmekte oldugum botlara yapistim. Topuk boyum bir anda iki katina cikti. Ama benim topuklu ayakkabi ile yurume becerilerimde gram ilerleme yok.

Bugun bir cesaret giydim ayakkabilari. Normal saatimde evden ciktim. Bir de ne goreyim... Bu ayakkabi ile hizli yurunmuyor. Birak hizli yurumeyi, Paris metrosunda duz kosu hic yapilmiyor! Neyse Primavera, olmadi bir sonraki trene binersin, diye dusunerek istasyona vardim. Ve tabii ki de bahtsiz bedevi oldugum icin trenlerin elektrik sistemindeki bir arizadan oturu trenler rotarli idi. Ayakta dikil dikil, tren geldi. Eger bir kilo daha sisman olsam binemeyecegim bir dolulukta gelen trene kendimi ite kaka bindirdim! Zaten gec basladigim yolculugum, metroda da bu topuklar yuzunden kosamamam yuzunden iyice gecikti. Ustune bir de Metro hem gec geldi hem de duraklar arasi ara durak yapti. Iyice gec kalan ben, Montparnasse'a vardigimda trene yetismek icin depar atmak zorunda kalmis olsam da ne fayda... Nereye atiyorsun depari? Normalde kalkisindan 12 dakika once binip en stratejik kosesine oturdugum trene, kalkis zili calarken yetismek suretiyle bir basariya imza attim. Kazasiz belasiz ise geldim, ama burnumdan da geldi.

Daha evden adimimi disari atar atmaz ilk fark ettigim seyden baslayayim. Duz ayak gecirdigim 29,5 sene boyunca merdivenlere guvenle basan, ikiser ucer inen ayaklarim, bir anda afalladilar cunku adimlarim extra 12 cm yukseklige gore ayarli degildi. Hani belli bir merdiven araligina alisirsiniz, adiminizi o yukseklige gore atarsiniz da eger basamaklardan biri farkliysa ya bosluga duser gibi olur ya da tokezlersiniz ya, hah iste benim butun adimlarim kisa kaldi. Ona dikkat edeyim derken normalde pergel gibi acabildigim bacaklarimin ancak pitir pitir gidebildigini farkettim, ki bunlarin hepsi hizimi kesti. Yurumek, bildigin mental workload yaratti arkadas! Gec kalmanin stresinden bahsetmiyorum bile.

Peki o Sex & the City'de 15 cm Christian Louboutinlarin, Manolo Blahniklerin ustunde kosan Carrie Bradshawlar yalan miydi? Evet, yalanmis. Zira bu ayakkabilar kosmak icin degil, zarif zarif yurumek icin yapilmis. Merdiven bile cikmayacaksin bak. Duz yuruyeceksin. Ustunde durmasi cok rahat. Ona lafim yok. Hah iste eger bir sergi, bir kokteyl parti, bar gibi yere gidiyorsan gayet icin rahat giy cik. Trenden metroya, ordan gene trene kosuyorsan benim gibi, North Face ayakkabilar yeter de artar bile!



Carrie Bradshaw* bu sahnede kostugu her metre icin extra para almadiysa ben de bir sey bilmiyoroum!

Bu guzelim botlari ayakkabilikta eskitmeye hic niyetim yok. Ama kendilerini giydigim gunlerde evden normalden 5 dakika daha erken cikmam gerektigi de asikar. Bir de haftasonu Rue de Rivioli'de deneme turlari yapacagim. Bu konudaki azmimi doktora tezim icin gostersem iki aya biter o tez. O kadar azimliyim yani...

*Benim Sex & the City favorim Samanta Jones'tur. Fakar kendisini googleda aratinca tabii ki de eblek eblek pozlar ya da kosma fotograflari degil; sevisme fotograflari cikiyor. O yuzden her daim mizmizlayan, kafasi 1500 gezen ve hep bir seylerden kacan Carrie'nin fotosunu koyuyorum.

Olumu ellerinle tutmak

Olume karsi elim kolum bagli aylar gecirdim. Zavallilik hissi, ogrenilmis caresizlik ve umutsuzluk gunden gune, geceden geceye artarak aylar boyunca derimin altina isledi. Oyle bir an geldi ki aldigim nefesi veremez oldum; sonunda bana hayat veren havanin bile artik benim kontrolumde olmadigi 4 ay.

Olumu bir kure gibi elime almayi cok istiyorum son zamanlarda. Oyle bir his. O caresizlik ve zavallilik hissini icime isleten olumu sanki ancak ellerimle tutarsam bir butun olarak algilayacagim gibi geliyor. Onu kontrol etmek gibi bir niyetim yok. Kontrol durtumle iliskimi coktan degistirdim. Bana uc senedir hissettiklerimi (ve muhtemelen omur boyu hissedecek olduklarimi) hissettiren seye gozlerimi dikip bakmak istiyorum. Bakmak ve algilamak, cunku cok merak ediyorum.

Tam iki sene once Paris'te modern sanat muzesinde izledigim bu videoyu hatirladim birkac gun once. Olumu ellerinle tutmanin gorsel hali.