24 Eylül 2010 Cuma

Gece, Melek ve Bizim Cocuklar


Bir anda ozlem basti Istanbul'a.

Haydarpasa... onalti yasindayken Haydarpasa'ya varip Kadikoy'e gitmekti ozgurlugumun uzandigi, varolusumu aradigim yer. Trenden iner inmez annemlerimizi arardik ankesorlu telefondan biz geldik, sikinti yok aksam 5 treniyle de doneriz, diye. Yirmisekiz yasinda, onalti yasindayken aklimda bile olmayan bir ulkedeyim. Annemi sadece haftasonlari ariyorum o da unutmazsam.

Kadikoy'den sonra Taksim'e kadar izin cikti. Taksim'e giderken yol ustunde Galata Kulesi'ni zorladik. Ondan sonra zaten Ankara'ya tasindim. Ankara'ya tasinmadan bir gun once Karakoy-Kadikoy vapurunun kic kisminda Z. ile Jeff Buckley'den So real ve Hallelujah'i dinledigimiz hic unutmadim. Simdi Groningen'deyim.

Baska baska ulkeler ve sehirler gezdim. Bilim kisfesi altinda baska kitalar bile gordum... Birak evi arayip 5 treniyle donecegimizi soylemeyi, sabahin 6'sinda eve geldigim geceler oldu. Ama ben hep Haydarpasa'yi ozledim.

Hep Haydarpasa'dan Kadikoy'e giden yolu ozledim. Akmar Pasaji'na gitmeyi, sahaflardan ucuza Herman Hesse kitaplari almayi, tutsucu amcadan sandal agaci tutsusu ve taki vb. almayi, Moda'ya dogru yurumeyi ozledim. Onlarin yerini hicbir sey, Kadikoy'un yerini hicbir yer tutmadi.


Fotograf: Alptekin Baloglu, Balik gozunden Istanbul Bogazi

Not1: Ben yazarken Istanbul'u dinliyorum, gozlerim kapali'nin Zulfu Livaneli versiyonunu dinledim durdum. Ama ekleyemedim. Siz de dinleyin.

Not2: Basligin ne alakasi var diyeceksiniz. Soyle ki sarap icerken aklima Gece, Melek ve Bizim cocuklar filminin muzigi geldi. Onu dinlerken Istanbul. Su an Gece, kirmizi sarabimi yudumlarken aklimda hep ayni Melek, Bizim Cocuklarsiz zaten devam etmek mumkun olmazdi.

EdWood'a: Iste o bira altligi


Bak burda kendisi. Kumru nasil? Resim sanatinda son nokta :) Bir de cik cik diyo salak gibi :)

Bir de sarki sozu yasmizim Flunk'tan lakin bira damlalarindan dagilmis:
"You're my morning star
It's just the way you're"

Yalniz tarih 14 mayis 2012. Ben ki tarih-zaman, yer-yon islerinde obssesifim diye bayrak acip kosanimdir, nasil oldu bu is? Anlamadim. Yalniz cok merak ediyorum 14 Mayis 2012'de gene Paard'da oturuyor olacak miyim aceba?

23 Eylül 2010 Perşembe

Calisma masamin sol kosesi


EdWood, “Ofis masasindaki kucuk habitat” diye bir yazi eklemis. Masasinin bir fotografini koymus, oyle sade, yorumsuz. Kendi masama soyle bir donup baktim fotografi incelemenin akabinde. Iste benimki de yukardaki gibi. Neler var peki bende?

Kirmizi Moleskine cizgili defter: Gecen haftasonu aldim. Cok taze. Sehrin iki kitapcisini deli gibi dolanip bulamayip Sisy-Boy’da (kiyafet magazasi) istedigim defteri bulduktan sonar bu aceleciligimden beklenmeyecek sekilde yazma isini erteledim tabii ki de. T. ile konusmalar bu deftere.

Defterin altindaki kucuk brosur: Hollanda oturma iznini uzatmak icin gerekli butun bilgilerin oldugu kucuk bir brosur. Su siralar baya is goruyor.

CD: Idir’in A Vava Inauva albumu. Cezayirli Berberi kokenli sarkici. Sarkilar Fransizca & Arapca. Temalar ozgurluk, surgun, kimlik, ask.

DVD: Sex and the City ikinci sezon. Cok bir sey soylemeyecegim ustune.

Altindaki defter: Guya makale notlari aliyorum. Yok oyle bir sey tabii ki.

Kirmizi ayna: Sevilla’dan bir tane kendime bir esini de kardesime aldigim cep aynasi. Pek Ispanyol :)

Bira bardagi altligi: Paard’da oturdugumuz bir aksam ustune notlar almisim. Yok oyle sairane seyler degil. “Canim kumru, ayvalik tosu gibi bir seyler istiyor” yazmisim. Kendimce kumru oldugunu dusundugum bir kus cizip tarih atmisim. Ama tarih 12 Mayis 2012. Birazcik sikinti olmus galiba :)

Vitamin: B vitamini kompleksi. Her sabah bir tane aliyorum. Almasam da farkli olmazdi galiba.

Cekmeceli ahsap dolap: IKEA mucizesi. Icinde bilimum ivir zivir var. T. ile monte etmistik. Boylesine sacma bir aktiviteyi o kadar zevkli ve unutulmaz kilmanin baska yolu da olamazdi zaten.

Body shop Gozalti kapaticisi, Loreal goz kalemi, Loreal rimel: Paris’te cantamdan eksik etmedigim uclu (cunku otobus, metro, tren gibi abuk sabuk yerlerde makyaj yapmak zorunda kaliyordum). Groningen’in “Dunya yansa umrumda degil. Ben boyle yavas yavas devam ederim, hocam” havasinda evde makyaj yapmaya hep zaman var. Hicbir yere gec kalmiyor insan. Istesen de kalamiyorsun. Garip bir sey.

Ayna: spiegel, miroir, specchio, espelho, peili, tükör, etc.

Iste EdWood'cum benim masa da boyle bir yermis. Ofisi koymuyorum. Bu kaotik ya, ofis dunyalar savasi sonrasi gibi! Kedi yavrusunu bulamaz hesabi :) Bir de ustune alin da toparla, degil mi ama?! I-IH :)

Foto: Hicbir seye dokunmadan, oldugu gibi cektim.

20 Eylül 2010 Pazartesi

Requiem for a dream


Last night my the late supervisor was in my dream. I was in a huge hotel, which had a beautiful view of a blue green sea till the horizon and two big swimming pools on the front and a crap small swimming pool in the backyard. I and B., for one or another reason (!), were staying in the rooms with the view of that sick and miserable swimming pool while our colleagues had their rooms on the front (yeah, yeah, my preconsciousness is pushing the limits of symbolism). Someone told me that we (I and B.) had really nice rooms and we were very lucky for this. The only thing I had to do was to show that person the front view and... she immediately changed her mind!

Then, I started wandering in the corridors of the hotel and I ended up in a very big room like one of the ones in the Dolmabahce Palace. There was a big table and a high chair in the room. And there was sitting my the late supervisor. He looked at me over his eye glasses, in his black Hugo Boss jacket, and simple Levis jeans. I was very happy and surprised to see him there. He was back.

Even before saying “Hi!”, he immediately asked me: What are you doing?

I didn’t know what he really meant. So I asked him. He said “Eco-driving. What are you doing with eco-driving? It is not your thing!”. Yeah, I knew but whatever. He continued “I had hopes on you. I was hopeful of you when I saw that you were building that world (for the driving simulator) and doing real driving staff. What are you doing with eco-driving now?” He was very disappointed. So was I. But this didn’t stop me from protesting and complaining.

Me: Well, you didn’t say anything when I switch to this topic. Now you’re telling me that I shouldn’t have changed! Where were you then!?
Him: I am here now.
Me: Are you back?
Him: Yes, I am.
Me: I mean will you leave again? Will I be working with P and L? Or will you be there from now on?
Him: I am back.
Me: But I have very short time left in my PhD.
Him: Don’t worry. We can do something. We can get you back to what you have been doing. Maybe you should go to another lab to speed up and learn about the fundamental things.
Me: Ok.
Him: But first let’s get some fresh air in the balcony and enjoy the view. I will smoke.

And so we were standing there and looking at the front view of the fancy hotel: the blue green sea till the horizon.

I was so relieved when he said he was back. I had this unbearable lightness of being. He was back. Nothing mattered anymore. As long as my supervisor was there, it didn’t matter whether I had only three months left or I had hell a lot of job to do or whatever.

I felt myself very bad when he asked “What are doing with eco-driving? It is not your thing!”. I felt bad because I didn’t know myself what I was doing with eco-driving and he was right, it was not my thing. I was very ashamed. I felt like I have failed him because he had hopes on me and I have simply disappointed him. But now he was back. There was chance to undo it all.

During the entire dream I never thought he was dead. I felt like he was gone for a trip during the last 20 months. He didn’t bother himself informing me or B. about his trip and he just left. Holiday or work trip. I didn’t know. It didn’t matter. He was just gone for a trip without letting us know and finally he was back.

The unbearable lightness of being was so unbearable that I couldn’t take the feeling of relief anymore. I woke up. I woke up to the reality that he didn’t go for a trip without us knowing about it. On the contrary, he informed me as soon as he learnt that he would die. He asked me and B. to visit him in the hospital (so, he actually let us know about his departure) and he died. He is still dead*.

No need to mention my PhD.

Photo: La Ciotat, South France


*When I was reading the text again, I recognized that this last sentence didn’t make sense. There is a logical error. State of “death” is something that nothing or nobody can undo. Once something is dead, he/she will remain dead forever. So, it doesn’t make sense to say “he is still dead.” My apologies for the wrong usage.

To whom it does concern: Dictionary meaning of still in the Collins English Dictionary is “continuing now or in the future as in the past”. Another definition is “continuing longer and later than expected” (found randomly on the internet). The sentence “He is still dead” can be justified to make sense if and only if the owner of the sentence has not reconciled and accepted the condition of death or protesting the the now & future continuation of death as in the past.

14 Eylül 2010 Salı

Chevalier (bildigin atli savasci)


Pazar gecesi maci izledikten biraz sonra, yataga gitmeden birazcik once iki danismanima da bir e-mail gonderdim. Ozetle "Ben artik bu tezin ne ile ilgili oldugunu bilmiyorum. Baskalasinin tezleri ayni konuyla basliyor ve bitiyor. Benimki o olmadi bu olsun, bu olmadi su olsun, derken carsamba pazarindan beter oldu. Ben bunu bir butun seklinde nasil yazacagim? Hicbir fikrim yok. Yar bana, bir eglenceden vazgectim, medet." dedim. Ve o gece ruyami sovalyeler basti...

Tam boyle bir ortacag Ingiliz sehrinde, ic kalede, ben diyeyim 30 sen de 50 tane sovalye. Bir de artlari arkalari kesilmiyor, paso geliyorlar. Dart Vader kilikli sovalyelerimiz aynen o maskeden ve kollari oyle kanatli gibi demir elbiselerden giymisler. Kiyim, yikim, cok fena... Kan govdeyi goturuyor. Insanlarin kollarinin koptugu ani gordum bir kac kere. Ve hic de oyle heveslenilecek bir sye olmadigini diyeyim bastan. Ben nasil tirmisim, oyle saskinca ortalikta dolaniyorum. Aslinda kacmaya calisiyorum. Cunku sovalyeler beni bir ellerine gecirseler direk oldurecekler. Bunun son derece farkindayim ve tam da bu yuzden kacacak delik ariyorum. Sonra B. ile iki kolonun arasina siginiyoruz ve boylece saklanmayi basariyoruz. B. nereden cikti bir anda diye sorma. Zaten ben de anlamadim. Bir yandan da olani biteni gozluyoruz cunku adamlar pesimizde. Neden diye soracak olursan, kralin emri boyle. Kral sovalyelerine "Ne yapacagini bilmeyen hic kimseyi sag birakmayin" demis... Ben de, uykumda da olsam, domuz gibi biliyorum ki doktora tezimle ilgili ne yapacagimi bilmiyorum. bu da beni sovalyelerin arananlar listesinde bas siralara koyuyor. B'yi de yanima katmisim. Bu kadar kanin govdeyi goturdugu bir ruya coktan bitmeliydi diye dusunerek bekliyorum, bekliyorum bir turlu bitmiyor. Sonra cok fena uyandim tabi. Aklima ilk gelen "Hakli abi adamlar. Sen ne yapacagini bilmezsen boyle olup olup dirilirsin iste" oldu.

Bugun iki danismandan da pazar gece gonderdigim maile cevap geldi. Patris demis ki: Ya sen tam olarak neyi anlamadin, ben onu anlamadim. L. ise daha to the point oldugundan biraz daha destekli sallamis. Yani ben gene sovalyelerin merhametine kaldim gibi duruyor.

Bende azcik Obi-wan'lik var midir acep?

6 Eylül 2010 Pazartesi

Nekahet donemi


Onca caba sonucu tam da alismaya baslamis oldugum blog yazma isinin omru kisa oldu... Avustralya'dan dondukten sonra elimi surmemisim. Tatilden sonraki gazla yazsam o-ho-o Avutsralya'yla ilgili neler yazardim da okuyan anlar miydi bilmem. Yok, yanlis anlasilmasin. Tabii ki anlardi okuyan da, ama boyle yavan yavan olurdu. O yuzden ugrasmadim belki de. Hem zaten hep de bir aktivite ile gecti gunler. Dogumgunleri, doktora savunmalari, hosgeldin-besgittinler...

Asil o degil de, doktoramin son 3 ayinin kurdelesini hayirlisiyla kestik. Benim simdi boyle igne oyasi isler gibi ince ince tezi yaziyor olmam lazim. Peki ben ne yapiyorum? Eh bu yazdigimi teze koyamayacagima gore, bos isler pesindeyim.

Aslinda teze koyabilseydik boyle seyleri. Mesela Danimarka ulkesinde bundan birkac sene once suruculerin dikkatini hiz limitine cekmek icin, suruculere hiz limitlerini hatirlatmaya karar vermisler. Bunun oluru nedir? Yuvarlak bi metale yazarsin 60, 70, 80 neyse artik... Etrafina da bi kirmizi kurdela. Oh mis! Danimarkalilar alemin akillisi ya hani, onlar ellerinde hiz limiti isareti tasiyan bikinili kizlar koymuslar yol kenarina!!! Ama arkadasim, hiz limitinden almadigin cani, driver distructiondan aldin. Oldu mu simdi? Uygulamayi durdurdular sonra (Bu arada Danimarka Avrupa'nin trafik guvenligi muazzam ulkelerinden biri. Bu ne yaman celiski!!!). Ama diyecegim o ki bu da bir nevi uygulamali psikoloji hatta iste bizim bildigin Trafik Psikolojisi. Ben bunu tezime yazabilsem keske... Ya da Avustralya'da gordugumuz "Dikkat! Inek cikabilir. Ciktigi ile de kalmaz, arabanizi yiyebilir!!!" levhasindan bahsedebilsem. Ya da ne bileyim, Sakiz Adasi'nda essegiyle yolun ortasinda durmus yanindaki koylusuyle konusan adamin, yoldan araba geldigini gormesine ragmen, ne kendini ne essegini kipirdatmayisinin altinda yatan risk algisindan bahsedebilsem (Sakiz Adasi'nda yasasam hayatta da risk algim fln olmazdi ama bence). Alman otobaninda yol kenarina konmus "Bak bu bu bu insanlar hep suratli arac kullandiklari icin kaza yapip olduler. Sen de surat yapma" levhalarinin o kadar hizli giden bir aractan okunmadigi icin aslinda bi zike yaramayacagindan bahsetsem. Boyle boyle bir seyler.

Tum bunlarin yerine saval gaval seyler yazmam gerekiyor. Doktoraya basladik, baslar baslamaz konu degistirdik, danisman degisti konu degistirdik, son konu artik o kadar degismisti ki onu anlamli hale getirmek icin tekrar konu degistirdik. Gir-cik 5 lira'da bu kadar hareket yoktur ya! Simdi ben ne yazayim? Bilemedim. "How to get a PhD" isimli bir kitapta "How not to get a PhD" diye bir chapter var. "Not writing a PhD Thesis" ikinci altbaslik olarak kurulmus yerine :) O gibi sanki.