Vallahi de silicem, ama bir kere yazmam gerekiyor. Cok kizginim. Hatta ofkeliyim bile denebilir.
Son gunlerde bir oturma izni krizidir gidiyor bizim burda. Zira haftaya ulkeden cikicam ama oturma iznim yok. Halbuse teee 18 agustosta surecin isledigine dair mettup aldimdi. Bugun, oturma iznim icin girmem gereken saglik kontrolune davet mektubunun tam bir ay once bana (daha dogrusu calistigim kuruma. sistem boyle.) postalandigini (29 agu) ve bana 9 eylule randevu verildigini ogrendim. Bunu, isyerinde benim oturma izni prosedurumu takip eden kisiye soyledigimde kadinin ve sorumlu baska bir adamin bu mektubu kaybetmis oldugunu da ogrendim. Ben oturma izni basvurusu ile ilgili adres degisikligi yaptigimda "bu ne ciddiyetsizlik. olur mu boyle sey? adres de degisir mi zirt pirt" vs diye telefonda bana bagirip telefonu yuzume kapatan kadi, kendi yedigi bok ortaya cikinca "Tabii artik bunun icin cok gec. Yeni randevu almaya bakalim" diyerek beni benden aldi!!! Sonra yeni randevu alip tam 2 saat yol giderek Satory denen allahin belasi yere gittim. Isyerine varinca ogrendim ki lanet saglik kontrolu icin 340 euroluk bilmem ne pulu akmam gerekiyormus ve kurum bunu geri odemiyormus. Bu arada bankanin oturma iznim olmadigi icin bana verdigi haftalik nakit kullanimi 300 euro. Oturma izni almak icin girmem gereken saglik kontrolunun bedeli 340 euro. That's French for you.
Isyerinden bir arkadasim Versailles'a gidiyordu. Atladim. Alti dukkan dolastiktan sonra bulduk bu toplamda 340 euro eden pullari! Isyerine geri donunce patronumdan azar isittim. Birincisi, saglik kontrolu, oturma izni basvurusu gibi seylere zaman harcadigim icin! Ikincisi, Fransizca konusmadigim icin Fransizca yaptigimiz arastirma yavas gittigi icin. Ucuncusu, her gunun sonunda ogretmene rapor veren sinif baskani gibi "ben bugun bunu yaptim" diye mail gondermedigim icin. Ve kendisi en sonunda "It is very difficult to work with you. Maybe it was a mistake. I am not sure if I want to work with you" dedi. Bir sey demedim. Sen istedigin kadar emin olma Asuman, ben seninle calismak istemedigimden eminim!
Cennetten cikma is arkadasim gelip "Iyi misin?" diye sordugunda isyerinde dedikodu yapmama prensibime bagli kalmaya devam ediyordum ki Asuman zaten benden once gitmis bunla konusmus. Hani mahallede arkadasinla kavga edersin. Sonra da ortak arkadasiniza gidip hemen anlatirsin ki once senden duysun, senin dedigine inansin. Hah iste aynen o tavir. Ben de cok abartmadan sadece ben bunu hak etmedim. bu islere zaman harcamam keyfimden degil, prosedur bu ve benden baska kimse yapmiyor. Arastirma da yavas gidiyor cunku ankette ne degisiklik yapsam mail atiyorum. O ceviriyor. Ben bir daha okuyorum vs. Fransizca calisma yapmak icin Fransizca konusmayan birini almak stratejik hata, dedim kapattim. Yoksa o isin sonu gelmez. O da bana her gunun sonunda maille ilgili taktik verdi. Ivir zivir, tiri viri da olsa gunun sonunda mail atinca kari bi orgazm oluyormus. Yoksa calismiyorsun saniyormus. Bu kadar aptalca bir dusunme sistemi gormedim! Kamyona koli mi yukluyorsuz da gunun sonunda yekun vericez amk! Arastirma yapiyoruz lan!
Bir de gene bu peygamber soyundan gelme insan "She is like that. She is moody sometimes. Sometimes is just like that" dedi. Var mi arkadas boyle bir sey? Abla menopoza giriyor, orgazm olamiyor, oglu sinavdan kalmis, evinin onunde yol yapim calismasi varmis vs. diye biz labda 20 kisi papara mi yiycez amk! Ne bicim is arkadas bu! Allah misin lan?!
Yolda gelirken bisikletle trafikte olmayacak hatalar yaptim. Iki kere kendimi akan arabalarin ortasinda, uc kere de donen aracla burun buruna buldum. Kafam nerdeyse artik. Calismam lazim. Kahve icmek istiyorum. Kahve makinasi bozuk. Sex & the City'i izlemek istiyorum. Bir turlu inmiyor. Sabah 7'de kalkip saglik kontrolune gitmem lazim. Ben yaziyi yazarken Sex & the City inmis, kaplumbaga hizi ile. Saat 10 oldu bile. Calismaya baslamadim daha.
Bugun olanlarin ozeti bu. Yaziyorum. Silicem. Silicem ki belki hayatimdan da silinir gider bugun.
Fransizlarin ulkelerine de, burokrasilerine de, dillerine de, kendilerine guven saglamak icin tek araclari sahip olduklari gucu kotuye kullanmak olan dengesiz karilarina da "Allah belanizi versin!" demeye cok yakinim. Birkac sevdigim arkadasim var. Sirf onlarin hatirina tutuyorum kendimi.
29 Eylül 2011 Perşembe
24 Eylül 2011 Cumartesi
Ménilmontant'in zeytin agacli salonunda aksam yemegi

Dun aksam Paris'in daha once gitmedigim bir yerinde yemege gittik: Ménilmontant.
A.nin arkadasi M.nin dogumgunu vesilesiyle once Belleville'de M.nin evinde bir seyler ictik. Fransizlar, yabancilarin Fransizcayi ogrenmelerini daha nasil zorlastiririz acaba diye uzun sure dusundukten sonra kelimeleri kisaltmaya karar vermisler. Ornegin aksam ustu, is cikis vs. yemekten once icilen icki aperatif degil apero. Her yanindan Fransizca akan "restaurant" resto. Hollandalilarin "eet smakkelijk"ine nazaran agizda karamel gibi eriyen "bon appetit" bon ap. yani apero icip restoya gidene bon ap diyorsunuz. o oluyor. Bu apero macerasina kisaca deginmek istiyorum.
Apero A. ve M.nin Bulgaristan tatilinden getirdikleri rakiyla basladi. Ben tabi Groningen'den, hem A.nin Azerbaycan'dan getirdigi ev yapimi rakidan (AZ.da arak) hem de N.nin Bulgaristan'dan getirdigi ev yapimi rakidan tatmis biri olarak icindeki alkol miktari tamamiyle hazirlayana kisinin "goz kararina" kalmis bu ickiye temkinli yaklastim. Ama bu markali fln sisede bir sey. Yasal, kontrollu yani. Fransizlarin boyle bir ickiden haberi yok. Ictik. Fransizlar begenmediler. Bence guzeldi. Hatta etanolden hallice ev yapimi rakiya kiyasla gayet likir likir cilebilir cinstendi. Sonra super saraplar ictik. Ictigimiz kirmizi saraplardan biri 2001 yilindan Fitou diye bir sarapti ki hastasi oldum. Listenize ekleyiniz. Tabii boyle yil muhabbeti olunca Fransizlar "2003 ne uzum yapti arkadas." "O da bir sey mi 2005'te sarabi damitmadik, direk dalindan topladik" "Hele o senenin St. Emilion'u bambaskaydi" "Bir de bilmem nerdeki koyun komsu koyunde sarabin icinde yikandik o sene" gibi beni cok asan muhabbetlere girdiler. Atistirmaliklardan sosis icin masaya konmus hardala peynirimi batirarak icimdeki ucamayan hollandali'yi sehpanin ustune, sosisin yanindaki kaseye koydum lak diye. Sordum. Burda yokmus oyle bir sey.
Tabii rakiydi, sarapti, hediyeydi derken yemege gitmemiz 22:30'u buldu. Zaten ne zaman kizlarin arkadaslariyla yemege ciksak bi kulkedisi edasiyla geceyarisini hedefliyoruz.
Yemege Ménilmontant'da La Bellevilloise diye bir yere gittik. Cafe, resto, kulup, gosteri salonu. Oyle bir her sey bi arada modeli. Restoran kisminin adi Le halle aux oliviers yani zeytin agacli salon. Salonun ortasinda zeytin agaci var :) Bu yaz tez yazicam adi altinda tatile cikmamis su zavalli bunyeme bir Ege havasi yasatti. Hemen onundeki iki zeytin agaci daha ustune cila oldu. Zeytin agaci baska bir sey ya. Bildigin Ege, Akdeniz, Marmara. Deniz. Gunes. Yesil. Ferah. Huzur. Sakinlik. Bizim oralar. Boyle bir keyfim yerine geldi. Agaca baktikca sanki denizin tuzlu kokusu geldi burnuma, dalga sesi duydum. Oyle bir tazelik. Yemegi yedigimizde saat 00:40'ti. Ama cok keyif aldim.
Bir de M. ben Fransizca konusmuyorum diye baya stres yapiyor hep. Dislanmayayim istiyor. Ben de kensidine "Rahat ol M. Ben hollanda'da da gectim bu yollardan. Yabanci ulkedeyim ve dili konusmuyorum. Hepinize altyazili barkovizyon monteleyemeyecegimize gore bu is boyle. Dinleyerek keyif aliyorum. Hem zaten takip edebiliyorum sizi. Sikinti yok. Siz nesenize bakin." fln dedimse de M. rahat olamadi. Surekli erkek arkadasini "ingilizce konus" diye durtuyor. Ben de M. de sevgilisi de rahatlasin diye muktesem Fransizcami dokturdum. Ilk defa gecen hafta cumartesi A. ve Ingilizce konustugunda rahat hissetmeyen bir arkadasiyla sarap icerken konusmustum. Bir de dun. Yani iste diyalog seklinde. Sanirim neden fransizca ogrendin diye sorarlarsa "arkadaslar gerilmesin" diye desem yeri! Yalniz alkol olmadan olmuyor. Alkol muhim. Alkol sart! Herkes kelime dagarcigima sasti kaldi ve bu kadar bilmeme ragmen dili konusmadigim konusunda da beni iyi niyetle kinadilar. Yani iste tesvik etmek amacli. Iyi bir sey. Dun gece de boyle oldu.
Ménilmontant, yirminci bolgede. Unlu Pere la Chaise mezarligina yakin bir yer. Genelde Seine havalisinde takilan turistlerin anca mezaligi gormek icin gelip sonra gene Seine kiyisina dondukleri bir yer. Turistten uzak yani. Bildigin Fransizlarin gittigi barlar, restoranlar. Ve dahi coffeeshop! Tabii ki yasal degil. Ama ot cekecegi gelen buraya gidecek. Bulamamaniz mumkun degil buram buram kokuyor cunku!
Bir de bu Ménilmontant'i surekli Camille'in albumunde dinliyordum. Rue de Ménilmontant. Boyle nasil huzurlu, sakin bir sarki. Oraya gittigim icin de ayri bir sevindim. Sarkinin sakinligine uyan keyifli bir aksam gecirdim. Doktora tezimin coktaaan gec kalmis oldugunu fark ettigim pazartesi gununden beri her gece sadece 4 saat uyuyan bunyeme iyi geldi. Uykusuzluga yorgunluga ragmen gece 3'te eve dondugumde yataga keyifli yattim.
Birazcik sukunet arayanlara biraz olsun faydasi olur diye sarkiyi da koyuyorum.
"je reve à toi
à mes heures perdues
et la sa m'apporte ce matin la rue est morte"
Foto: Jérôme Mesnager'in Menilmontant'ta bir binanin ustune yaptigi eseri. Le Mond'un blogundan aldim.
13 Eylül 2011 Salı
Cocuk ayakkabilarinin diger teki sorunsali
Paris kosuyor. Hani Istanbul, Ankara kosuyor ya, Paris de oyle. Uygun adim, cok fena. ODTU'de gecen huzurlu 6 sene ve Groningen'de gecen yavas tempo 4,5 seneden sonra ben gercekten "Degmez arkadas kendimi yedigime. Kacmiyor ya gidecegim yer" diyorum. Haa bir de naif degilim ya, trafik olur metro bozulur bilmem ne, erken cikiyorum evden. On dakika daha uyuyacagim diye, kosturmaca sirasinda bunyemin salgiladigi stres hormonuna maruz kaldigima degmez. O yuzden de metrodan inerim. Metronun kustugu insanlar bi gitsin diye bekler, yavas yavas giderim. Ben gidene kadar bosalir istasyon. Cunku oyle bir sey o. Metro geldikten sonraki 10 saniye metrekareye 28 kisi dusuyor. Ama kosturmaca o kadar fazla ki 10 saniye sonra bombos ortalik.
Sanirim dort defa denk geldim bu goruntuye: cocuk ayakkabisi teki. Evet, bildiginiz cocuk ayakkabisinin teki. Diger teki nerede? Hicbir fikrim yok. Sahibi olan cocugun ayaginda herhalde.
Ilk Chatelet metro istasyonunda, sonra Pigalle metro istasyonunda, daha sonra Laplace tren istasyonunun ordaki otobus duraginin orda, en son da Denfert-Rochereau metro istasyonunda gordum bicare ayakkabi tekini.
Bu ayakkabilarin nasil boyle tek kaldigini dusunmek biraz uzucu dogrusu. Birkac ihtimal var. Bir, anneler-babalar o kadar acele halinde ki cocuklari cekistire cekistire goturuyorlar. Zaten sahnehep bi tren-otobus ortami. Iki, cocuklar bu tempodan o kadar aptallamis ki ayakkabilarinin ayaklarindna ciktigini ya fark etmiyorlar ya da fark etseler de soyleyemiyorlar. Ayakkabilar oyle buyuk degil de 2-3 yas cocugu gibi. Uc, cocuklar bir seyler diyor ama kosturmaca halindeki anne-babalar duymuyor bile. Yani uc ihtimal de birbirinden hazin.
Goruntu zaten huzunlu. Bombos metro duraginin merdivenlerinde tek cocuk ayakkabisi hayal edin... Akilli telefon sahibi olmadigim icin denk geldigimde cat diye fotografini cekemiyorum. Hakikaten sahneyi kursan o havayi veremezsin. Sen veremezsin, ama Ara Guler verir :)
Neyse efendim. Diyecegim o ki umuyorum ki hicbirimizin hayati cocuklarimizi cekistirmemize ya da ne dediklerini bile duymamamiza sebep olacak kadar yogun, kosrutmacali, bezgin hale gelmez.
Sanirim dort defa denk geldim bu goruntuye: cocuk ayakkabisi teki. Evet, bildiginiz cocuk ayakkabisinin teki. Diger teki nerede? Hicbir fikrim yok. Sahibi olan cocugun ayaginda herhalde.
Ilk Chatelet metro istasyonunda, sonra Pigalle metro istasyonunda, daha sonra Laplace tren istasyonunun ordaki otobus duraginin orda, en son da Denfert-Rochereau metro istasyonunda gordum bicare ayakkabi tekini.
Bu ayakkabilarin nasil boyle tek kaldigini dusunmek biraz uzucu dogrusu. Birkac ihtimal var. Bir, anneler-babalar o kadar acele halinde ki cocuklari cekistire cekistire goturuyorlar. Zaten sahnehep bi tren-otobus ortami. Iki, cocuklar bu tempodan o kadar aptallamis ki ayakkabilarinin ayaklarindna ciktigini ya fark etmiyorlar ya da fark etseler de soyleyemiyorlar. Ayakkabilar oyle buyuk degil de 2-3 yas cocugu gibi. Uc, cocuklar bir seyler diyor ama kosturmaca halindeki anne-babalar duymuyor bile. Yani uc ihtimal de birbirinden hazin.
Goruntu zaten huzunlu. Bombos metro duraginin merdivenlerinde tek cocuk ayakkabisi hayal edin... Akilli telefon sahibi olmadigim icin denk geldigimde cat diye fotografini cekemiyorum. Hakikaten sahneyi kursan o havayi veremezsin. Sen veremezsin, ama Ara Guler verir :)
Neyse efendim. Diyecegim o ki umuyorum ki hicbirimizin hayati cocuklarimizi cekistirmemize ya da ne dediklerini bile duymamamiza sebep olacak kadar yogun, kosrutmacali, bezgin hale gelmez.
5 Eylül 2011 Pazartesi
(Looking for) The Heart of Saturday Night
Oh Dear!
Su an oturdugum evi esyali kiraladim. Esyali dedigim sadece mobilyayi kapsamiyor. Aksine, evin sahibi kiyafetlerini alip gitmis. Evi komple, bildigin ciddi ciddi "esyali" kiraliyor. Buzdolabinin ustundeki miknatislara varana kadar...
Evi baska bir ara anlatmayi planliyorum, eger bir firsatini bulup da yazacak zaman yaratirsam. Simdi isimiz baska...
O kadar yorgun, uykusuz, ve enerjisizim ki kolumun takati gitmesi sonucu elimdeki bardagi cat diye yere paralel tutunca icindeki su fos diye yere dokuldu. Kufrederek pecete alip yere comeldim. Ama comeldigim gibi dizlerim cozuldu ve yigildim. ciddi yorgunum yani. Tabii ki lanet okuyarak ve kufur ederek suyu silerkene kitapligin alt rafindaki plaklara gozum takildi. Ilk plaga baktim. Cirkin bir adam var ustunde. Kim lan bu derken fark ettim ki Frank Zappa. Ikinciye, ucuncuye baktim. Meger bizim o alt raf cennetmis! Dorduncu plak Tom Waits'in The Heart of Saturday Night cikti! Onu ayirdim. Ama daha neler var. Onu da baska bir yazida yazacagim. Ama su kadarini diyeyim ki Paris'te Son Tango'nun orjinal soundtrackinin plagi var. Ustunde Marlon Brando'nun oturmus sigara icerkenki bir fotografi ama ne icmek... dumaninda sen bogulursun! Su an bir plak calar bulsam benden guzeli olmaz vallahi!
Bu gun cumartesi degil. Fark etmez. Keyifli, kaygisiz, askla dolu, dostlarla, huzurlu gecen bir suru cumartesiden herhangi birini tuttum ben aklimdan. Sen de oyle yap!
"...makes it kind of special down in the core
and you're dreamin' of them saturdays that came before
it's found you stumblin'
stumblin' onto the heart of saturday night
and you're stumblin'
stumblin onto the heart of saturday night"
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)