24 Eylül 2011 Cumartesi

Ménilmontant'in zeytin agacli salonunda aksam yemegi




Dun aksam Paris'in daha once gitmedigim bir yerinde yemege gittik: Ménilmontant.

A.nin arkadasi M.nin dogumgunu vesilesiyle once Belleville'de M.nin evinde bir seyler ictik. Fransizlar, yabancilarin Fransizcayi ogrenmelerini daha nasil zorlastiririz acaba diye uzun sure dusundukten sonra kelimeleri kisaltmaya karar vermisler. Ornegin aksam ustu, is cikis vs. yemekten once icilen icki aperatif degil apero. Her yanindan Fransizca akan "restaurant" resto. Hollandalilarin "eet smakkelijk"ine nazaran agizda karamel gibi eriyen "bon appetit" bon ap. yani apero icip restoya gidene bon ap diyorsunuz. o oluyor. Bu apero macerasina kisaca deginmek istiyorum.

Apero A. ve M.nin Bulgaristan tatilinden getirdikleri rakiyla basladi. Ben tabi Groningen'den, hem A.nin Azerbaycan'dan getirdigi ev yapimi rakidan (AZ.da arak) hem de N.nin Bulgaristan'dan getirdigi ev yapimi rakidan tatmis biri olarak icindeki alkol miktari tamamiyle hazirlayana kisinin "goz kararina" kalmis bu ickiye temkinli yaklastim. Ama bu markali fln sisede bir sey. Yasal, kontrollu yani. Fransizlarin boyle bir ickiden haberi yok. Ictik. Fransizlar begenmediler. Bence guzeldi. Hatta etanolden hallice ev yapimi rakiya kiyasla gayet likir likir cilebilir cinstendi. Sonra super saraplar ictik. Ictigimiz kirmizi saraplardan biri 2001 yilindan Fitou diye bir sarapti ki hastasi oldum. Listenize ekleyiniz. Tabii boyle yil muhabbeti olunca Fransizlar "2003 ne uzum yapti arkadas." "O da bir sey mi 2005'te sarabi damitmadik, direk dalindan topladik" "Hele o senenin St. Emilion'u bambaskaydi" "Bir de bilmem nerdeki koyun komsu koyunde sarabin icinde yikandik o sene" gibi beni cok asan muhabbetlere girdiler. Atistirmaliklardan sosis icin masaya konmus hardala peynirimi batirarak icimdeki ucamayan hollandali'yi sehpanin ustune, sosisin yanindaki kaseye koydum lak diye. Sordum. Burda yokmus oyle bir sey.

Tabii rakiydi, sarapti, hediyeydi derken yemege gitmemiz 22:30'u buldu. Zaten ne zaman kizlarin arkadaslariyla yemege ciksak bi kulkedisi edasiyla geceyarisini hedefliyoruz.

Yemege Ménilmontant'da La Bellevilloise diye bir yere gittik. Cafe, resto, kulup, gosteri salonu. Oyle bir her sey bi arada modeli. Restoran kisminin adi Le halle aux oliviers yani zeytin agacli salon. Salonun ortasinda zeytin agaci var :) Bu yaz tez yazicam adi altinda tatile cikmamis su zavalli bunyeme bir Ege havasi yasatti. Hemen onundeki iki zeytin agaci daha ustune cila oldu. Zeytin agaci baska bir sey ya. Bildigin Ege, Akdeniz, Marmara. Deniz. Gunes. Yesil. Ferah. Huzur. Sakinlik. Bizim oralar. Boyle bir keyfim yerine geldi. Agaca baktikca sanki denizin tuzlu kokusu geldi burnuma, dalga sesi duydum. Oyle bir tazelik. Yemegi yedigimizde saat 00:40'ti. Ama cok keyif aldim.

Bir de M. ben Fransizca konusmuyorum diye baya stres yapiyor hep. Dislanmayayim istiyor. Ben de kensidine "Rahat ol M. Ben hollanda'da da gectim bu yollardan. Yabanci ulkedeyim ve dili konusmuyorum. Hepinize altyazili barkovizyon monteleyemeyecegimize gore bu is boyle. Dinleyerek keyif aliyorum. Hem zaten takip edebiliyorum sizi. Sikinti yok. Siz nesenize bakin." fln dedimse de M. rahat olamadi. Surekli erkek arkadasini "ingilizce konus" diye durtuyor. Ben de M. de sevgilisi de rahatlasin diye muktesem Fransizcami dokturdum. Ilk defa gecen hafta cumartesi A. ve Ingilizce konustugunda rahat hissetmeyen bir arkadasiyla sarap icerken konusmustum. Bir de dun. Yani iste diyalog seklinde. Sanirim neden fransizca ogrendin diye sorarlarsa "arkadaslar gerilmesin" diye desem yeri! Yalniz alkol olmadan olmuyor. Alkol muhim. Alkol sart! Herkes kelime dagarcigima sasti kaldi ve bu kadar bilmeme ragmen dili konusmadigim konusunda da beni iyi niyetle kinadilar. Yani iste tesvik etmek amacli. Iyi bir sey. Dun gece de boyle oldu.

Ménilmontant, yirminci bolgede. Unlu Pere la Chaise mezarligina yakin bir yer. Genelde Seine havalisinde takilan turistlerin anca mezaligi gormek icin gelip sonra gene Seine kiyisina dondukleri bir yer. Turistten uzak yani. Bildigin Fransizlarin gittigi barlar, restoranlar. Ve dahi coffeeshop! Tabii ki yasal degil. Ama ot cekecegi gelen buraya gidecek. Bulamamaniz mumkun degil buram buram kokuyor cunku!

Bir de bu Ménilmontant'i surekli Camille'in albumunde dinliyordum. Rue de Ménilmontant. Boyle nasil huzurlu, sakin bir sarki. Oraya gittigim icin de ayri bir sevindim. Sarkinin sakinligine uyan keyifli bir aksam gecirdim. Doktora tezimin coktaaan gec kalmis oldugunu fark ettigim pazartesi gununden beri her gece sadece 4 saat uyuyan bunyeme iyi geldi. Uykusuzluga yorgunluga ragmen gece 3'te eve dondugumde yataga keyifli yattim.

Birazcik sukunet arayanlara biraz olsun faydasi olur diye sarkiyi da koyuyorum.


"je reve à toi
à mes heures perdues
et la sa m'apporte ce matin la rue est morte"




Foto: Jérôme Mesnager'in Menilmontant'ta bir binanin ustune yaptigi eseri. Le Mond'un blogundan aldim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder