29 Mart 2011 Salı

Şiir


mia'yla eskiden*

Mia'yla eskiden denizlerin kumlarla
öpüştüğü yeri merak ederdik
kıyıdaki o vahşi kalabalık yavan gelirdi bize
onların yanında hep yoksulluk çekerdik

Mia'yla bir göz odamız vardı bizim
türlü türlü iklimler denerdik içinde
ne vakit canımız sıkılır gibi olsa
birbirimizi yeniden yaratır
yeniden severdik

ceylanlar su içmeye indiğinde ya da
uykulu bir yıldız şafakta silindiğinde
içimize inceden bir sızı işler
fırtına zamanı, gemileri limana
bağlayan halatlar koptu kopacak sanırdık
kuzey, güney kutuplar ve tüm
çizgileri dunyanın karışacak gibiydi

ama biz hiç korkmadan, denizlerin
kumlarla öpüştüğü yeri merak ederdik
güneş ve gökyüzü gibiydik, birdik...


*Özlem Sezer (1998). Derin. Yon, Istanbul

Not: Türkçe karakterleri tek tek kopyalayıp yapıştırdım. Nedense üzerinde nokta olmayan ı'ları komik buluyordu.

Photo: Gemiler Adasi, Fethiye

28 Mart 2011 Pazartesi

Thé à la violette


KuzeyGuney Subat ayinin basinda Guney Fransa'ya gitmisti. Gelirken bana Toulouse'un alamet-i frikasi olan thé à la violette, menekse cayi, getirmis (Toulouse'un meneksesi meshur. Cayindan sabununa, bonbonuna kadar her seyini yapiyorlar). Bildigin siyah cayi menekse ile harmanliyorlar. Sonra misler gibi menekse menekse kokuyor. Ne zaman ofiste menekse cayi icsem butun ofisi menekse kokusu sariyor; beni ise sanki KuzeyGuney Guney Fransa'dan daha yeni gelmis, ben de Venedik'e gitmemisim gibi bir hissiyat. Icim kipir kipir oluyor nedense. KuzeyGuney'in gelisine sevindigimden mi, kendimin gidecek olmamdan heyecanlandigimdan mi, Venedik'te beni neyin bekledigini ve benim ne beklemem gerektigini bilmedigimden mi, Groningen'den cikacak olmanin heyecani mi, tazelenme umudu mu... tam olarak bilemiyorum. Ama seviyorum o duyguyu.

Bir de cok kucuklugumden bir geceyi hatirliyorum. Ben kucukken dedem Enka'nin Arabistan'daki insaat santiyelerinden birinde saglik gorevlisi olarak calisiyordu. Tr'ye de tatillerde geliyordu. Tipki benim simdi yaptigim gibi. Daha ilkokula bile gitmiyordum. O yuzden cok da net hatirlamiyorum. Ama dedemin kesin donus yaptigi geceyi hatirliyorum. Dedem apartmandan girince tabii butun aile dedemi karsilamaya cikiyor. Dedemin yuzunde de hem yolculugun yorgunlugu (ucagin ustune bir de Ataturk'ten Izmit'e gelmeyi ekle) hem de evine gelmenin sevinci. Garip bir ozlem. Bunu fark ettigimi hatirliyorum. Gariptir ki kucuk yasina ragmen cocuklar boyle karisik duygulari anliyor demek ki. Simdi dusununce bir de evine donmus olmanin huzuru vardir herhalde. Ben ise dedemden cok yanindaki buyuk bavulla ilgileniyorum. Biliyorum ki icinden deli gibi hediyeler cikacak. Ama ev gozun aydina gelen insanlarla dolu. O yuzden bavulla falan ugrasilmaz. Ayip. Bir sabirsizlik. Kucuk yasima ragmen gece gec saatlere kadar oturdugum ilk gecedir o. Sirf bavulun icinden cikanlari gorecegim diye gecenin bir vaktine kadar oturmustum. O gun bugundur iflah olmadim, bir baykusluk hasil oldu bana.

Iste menekse cayinin kokusu ofise yayildiginda sanki dedem merdivenleri cikiyor, kocaman bavul amcamin elinde, bende bir saskinlik, bir sabirsizlik... Menekse cayini her ictigimde iste bu iki gunu hatirliyorum ve mutlu oluyorum. Keske hic bitmese.

Bir kavusma ve cocukca bir sabirsizlik... bunu bir de Ankara'da havaalanindan biliyorum. T. ile birbucuk gun ayri kaldiktan sonra Ankara'da havaalaninda bulusmamizdan. Icim ayni kipir kipir, sabirsiz. Birbucuk gun ayri kalmak... ne kadar naifmisim.

Toulouse'a giden olursa bana menekse cayi alsin, bak burdan soyluyorum.

21 Mart 2011 Pazartesi

L'heure pour tous


Zaman dedigin sudan da hizli akiyormus. Bunu anladim. Alti ay uzatma aldin dedikleri daha dun gibi. Yani cabucak gececegini biliyordum ama bu kadar da beklemiyordum yahu.

Saint-Lazare Gari'nin onundeki bu enstalasyonun (TDK buna bi karsilik bulsa ya) adi "Time for all". Bindokuzyuzseksenbes yilinda Arman adinda bir sanatci tarafindan yapilmis. Paris gibi, insanlarin mutemadiyen bir yerlere kosturdugu, bir yerlere yetismeye calistigi, merdivenlerden kosarak inip metroyu son anda yakaladigi, cumartesi gecesi icmeye Montmartre'a gittiginde bile gece 2'deki son metroyu yakalamak icin saatine baktigi, pazar gunu oylesine dolasirken bile hizli hizli yurudugu bir sehirde time for all. Ruya gibi...

Her sey icin zamanim olsun istiyorum. Fransizca calismak icin, film izlemek icin, makale okumak icin, makale yazmak icin, gunesli gunde parkta yurumek icin, spora gitmek icin, hicbir sey yapmadan muzik dinlemek ve bir seyler okumak icin, yuzmek icin, tezimin introsunu yazmak icin, is basvurusu yapmak icin, iki bira cakmak icin, dans etmek icin... her sey icin. bunlarin hepsini dusundukce hicbir sey icin zamanim yokmus gibi geliyor. l'heure pour rien.

Gare Saint-Lazare'in onunde dursam, su saatlere baksam oylece. Bi dursam. Saatlerden saat, zamanlardan zaman begensem. Ancak yurumek istedigimde yuruyup gitsem.


Photo from: http://archeologue.over-blog.com/10-categorie-10513400.html