28 Mart 2011 Pazartesi

Thé à la violette


KuzeyGuney Subat ayinin basinda Guney Fransa'ya gitmisti. Gelirken bana Toulouse'un alamet-i frikasi olan thé à la violette, menekse cayi, getirmis (Toulouse'un meneksesi meshur. Cayindan sabununa, bonbonuna kadar her seyini yapiyorlar). Bildigin siyah cayi menekse ile harmanliyorlar. Sonra misler gibi menekse menekse kokuyor. Ne zaman ofiste menekse cayi icsem butun ofisi menekse kokusu sariyor; beni ise sanki KuzeyGuney Guney Fransa'dan daha yeni gelmis, ben de Venedik'e gitmemisim gibi bir hissiyat. Icim kipir kipir oluyor nedense. KuzeyGuney'in gelisine sevindigimden mi, kendimin gidecek olmamdan heyecanlandigimdan mi, Venedik'te beni neyin bekledigini ve benim ne beklemem gerektigini bilmedigimden mi, Groningen'den cikacak olmanin heyecani mi, tazelenme umudu mu... tam olarak bilemiyorum. Ama seviyorum o duyguyu.

Bir de cok kucuklugumden bir geceyi hatirliyorum. Ben kucukken dedem Enka'nin Arabistan'daki insaat santiyelerinden birinde saglik gorevlisi olarak calisiyordu. Tr'ye de tatillerde geliyordu. Tipki benim simdi yaptigim gibi. Daha ilkokula bile gitmiyordum. O yuzden cok da net hatirlamiyorum. Ama dedemin kesin donus yaptigi geceyi hatirliyorum. Dedem apartmandan girince tabii butun aile dedemi karsilamaya cikiyor. Dedemin yuzunde de hem yolculugun yorgunlugu (ucagin ustune bir de Ataturk'ten Izmit'e gelmeyi ekle) hem de evine gelmenin sevinci. Garip bir ozlem. Bunu fark ettigimi hatirliyorum. Gariptir ki kucuk yasina ragmen cocuklar boyle karisik duygulari anliyor demek ki. Simdi dusununce bir de evine donmus olmanin huzuru vardir herhalde. Ben ise dedemden cok yanindaki buyuk bavulla ilgileniyorum. Biliyorum ki icinden deli gibi hediyeler cikacak. Ama ev gozun aydina gelen insanlarla dolu. O yuzden bavulla falan ugrasilmaz. Ayip. Bir sabirsizlik. Kucuk yasima ragmen gece gec saatlere kadar oturdugum ilk gecedir o. Sirf bavulun icinden cikanlari gorecegim diye gecenin bir vaktine kadar oturmustum. O gun bugundur iflah olmadim, bir baykusluk hasil oldu bana.

Iste menekse cayinin kokusu ofise yayildiginda sanki dedem merdivenleri cikiyor, kocaman bavul amcamin elinde, bende bir saskinlik, bir sabirsizlik... Menekse cayini her ictigimde iste bu iki gunu hatirliyorum ve mutlu oluyorum. Keske hic bitmese.

Bir kavusma ve cocukca bir sabirsizlik... bunu bir de Ankara'da havaalanindan biliyorum. T. ile birbucuk gun ayri kaldiktan sonra Ankara'da havaalaninda bulusmamizdan. Icim ayni kipir kipir, sabirsiz. Birbucuk gun ayri kalmak... ne kadar naifmisim.

Toulouse'a giden olursa bana menekse cayi alsin, bak burdan soyluyorum.

2 yorum:

  1. Bu menekse cayi sende Proust'un madlen cikolata efektini yaratmis demek ki. Ne hos:)
    Boyle bir duruma vesile oldugum icin kivancliyim beybi.

    YanıtlaSil
  2. Aynen oyle oldu. Evrimsel sureclerle savasmanin geregi yok. Koku hafizasi en guclu, duygularla en ilintili olani. Bir menekse cayi nelere kadir :)
    Asil o seriyi okuyup da 'la madeleine de Proust'un sirrina erersek cok daha kivancli olacagim beybi. O gunleri de goruruz insallah :)

    YanıtlaSil