Gebze-Ankara-Groningen-Paris. Hayatimi kronolojik sirayla bu sehirlerde gecirdim. Bir kucuk, bir buyuk, bir kucuk, bir buyuk sehir olmus. Buyuk sehirde yasamanin kucuk sehirde yasamaktan farki ne deseler cevabim cok net: anti-perspirant ve gunluk ped.
Bu iki fark hayat tarzina iliskin pek cok seyi kapsiyor aslinda. Pek cok seyin sonucu desem daha dogru olacak herhalde. Kosturmaca, trafik, zaman kaybi, kendine ayiracak zamanin olmamasi, uzun calisma saatleri, daralan kisiel alan...
Tam iki bucuk sene once alip sadece bir kere kullandigim anti-perspirantim Paris'e tasindigimdan beri kullandigim icin bitmeye yaklasti. Doktor tavsiyesiyle bir suredir kullanmadigim gunluk ped evde, ofiste, cantada, her yerde. Sabah kahvesini dus alirken icmek ve metroda makyaj yapmayi saymiyorum bak, cunku onlarin muadili yok. Insanlik disi kosullar onlar, ama benim her gunumun gercegi. Bir gun ya kahveyi ustume dokucem ya da goz kalemiyle gozumu cikaricam, o olacak!
31 Ekim 2011 Pazartesi
30 Ekim 2011 Pazar
Dans pisti
Dans pisti cok enteresan bir yerdir. Muzik basladiginda ilk etapta ortayas ustu, ama henuz yasli olmayan, teyzeler dans etmeye baslar. Deli cesareti. Onlara gene ortayas ustu, ama yasli olmayan amcalar eslik eder. O teyzeler ve amcalar kendilerini muazzam hissederler. Herkes onlara bakar. Pistte baskasi yoktur. Ortamin krali onlardirlar. O arada illa ki kendini kaybetmiscesine, tek basina dans eden biri daha cikar. Kadin ya da erkek olmasi onemli degil. Bu kisi hep yalnizdir ve kokain extacy cakmis gibi acayip enerjik dans eder. Alkolun kana karismasiyla birlikte daha genc ve daha akli selim olan kizlar ve oglanlar da dans etmeye baslar. O noktada ortamdaki guc dengesi degisir.
Dans eden genc kizla dirsek mesafesine geldikten sonra pisti ilk terk eden ortayas ustu ama yasli olmayan teyze olur. Ortayas ustu ama yasli olmayan teyze sanirim o noktada "Nerden cikti bu citirlar? Ben ne guzel kralice gibi dans ediyordum. Allah belani versin, yelloz!" diye bi gerilir. Zira artik kralice degildir. Gozler onda degildir. Aksine dans eden gencecik citirlarin icinde dans eden yasli bir teyzedir artik. Bu duygu hos olmasa gerek. Iste teyze pisti boyle terk eder.
Sonra kendini kaybetmiscesine dans eden kisi gider. Insanlar halim selim dans ederken onun hareketleri goze batar ve kimse ona ayak uydurmaya niyetli degildir. Extacy kafasi "Sizin ruhunuz olmus!" diye bi sinir olup gider. Arada donusler yapar, ama hicbir geri donusu kalici olmaz.
Ortayas ustu ama yasli olmayan amca hic kendini bu islerle uzmez. O ince ince bir kosede dans etmeye devam eder. Arada bir yanindaki yoresindeki kizlara pas atar, ama tabii ki de ger pas almaz. Kendi halinde dansina devam eder. Pistten giderse de bu gerginlikten degil cani sikildigi ya da yoruldugu icindir.
Butun bu dans furyasi baslamadan once bos olan barin onu, artik dolmustur: ortayas ustu ama yasli olmayan amcalar ve teyzeler ile extacy kafasinda dans eden abiler ve ablalar orda bira-sigara icip muhabbet etmektedirler. Ortamin ve gecenin formati degismistir.
Bu boyledir.
Groningen'de Sphigel'deki kirmizi-siyah damali pantolonlu amcayi ve kisa etekli sarisin teyzeyi hatirlayalim. Iste o evrensel bir olguymus. Dun aksam bunu gordum.
Hayatim boyunca ortayas ustu ama yasli olmayan teyzenin dirsek temasina gecti mi ortamdan kactigi genc hatun olarak kalmayacagimi biliyorum. Maksimum birkac sene daha ekmek yerim bundan. Sonra artik para etmez. Benim tek temennim ortayas ustu ama yasli olmayan dans eden teyze olmamak. Yalebbi isallah dinimiz amin!
Dans eden genc kizla dirsek mesafesine geldikten sonra pisti ilk terk eden ortayas ustu ama yasli olmayan teyze olur. Ortayas ustu ama yasli olmayan teyze sanirim o noktada "Nerden cikti bu citirlar? Ben ne guzel kralice gibi dans ediyordum. Allah belani versin, yelloz!" diye bi gerilir. Zira artik kralice degildir. Gozler onda degildir. Aksine dans eden gencecik citirlarin icinde dans eden yasli bir teyzedir artik. Bu duygu hos olmasa gerek. Iste teyze pisti boyle terk eder.
Sonra kendini kaybetmiscesine dans eden kisi gider. Insanlar halim selim dans ederken onun hareketleri goze batar ve kimse ona ayak uydurmaya niyetli degildir. Extacy kafasi "Sizin ruhunuz olmus!" diye bi sinir olup gider. Arada donusler yapar, ama hicbir geri donusu kalici olmaz.
Ortayas ustu ama yasli olmayan amca hic kendini bu islerle uzmez. O ince ince bir kosede dans etmeye devam eder. Arada bir yanindaki yoresindeki kizlara pas atar, ama tabii ki de ger pas almaz. Kendi halinde dansina devam eder. Pistten giderse de bu gerginlikten degil cani sikildigi ya da yoruldugu icindir.
Butun bu dans furyasi baslamadan once bos olan barin onu, artik dolmustur: ortayas ustu ama yasli olmayan amcalar ve teyzeler ile extacy kafasinda dans eden abiler ve ablalar orda bira-sigara icip muhabbet etmektedirler. Ortamin ve gecenin formati degismistir.
Bu boyledir.
Groningen'de Sphigel'deki kirmizi-siyah damali pantolonlu amcayi ve kisa etekli sarisin teyzeyi hatirlayalim. Iste o evrensel bir olguymus. Dun aksam bunu gordum.
Hayatim boyunca ortayas ustu ama yasli olmayan teyzenin dirsek temasina gecti mi ortamdan kactigi genc hatun olarak kalmayacagimi biliyorum. Maksimum birkac sene daha ekmek yerim bundan. Sonra artik para etmez. Benim tek temennim ortayas ustu ama yasli olmayan dans eden teyze olmamak. Yalebbi isallah dinimiz amin!
29 Ekim 2011 Cumartesi
ozet gececegim
Bir suredir yazamadim. Ama yazmak da istiyorum. O yuzden ozet gececegim.
1. Yasayan peynir yedim
Evet, bildiginiz yasayan peynir yedim. Fransiz peyniri bizim damak tadimiz icin agir. Ama rahmetli danismanim beni ve B.yi oyle bir cekti ki sarap-peynir dunyasina, simdi peynir secer olduk :) Buraya geldigimden beri de Groningen'de olmayan turleri degisik degisik deniyorum. Gecen cuma da yasayan cinsinden yedim. Piyasada bulunabilecek resmi bir peynir turu degil. Is yerinden bir arkadas memleketinden getirmisti. Tomme d'auvergne. Tomme peynir cinsi. Auvergne bolgenin adi.
Tomme d'auvergne'in ustunde kucuk kucuk orumcekcikler var. Evet, dogru okudunuz. Ben once kuf sandim. Ama rokfor cinsi degil. Ustelik kipir kipir da hereket ediyor! Bildigin yuruyor hayvan! Araknea familyasindan kucuk bir hayvancikmis kendisi. Peynirin tadi acayip guzeldi ama :) Kirmizi sarapla yedik. Isterdim ki T. ve B.yle bizim evde yapalim bunu...
Auvergne, Fransa'da en guzel kuflu peynirlerin yapildigi yermis, cunku burda bir suru magara varmis. Kuflu peynir de magarada yapiliyormus. Daha dogrusu peynir yapilip magaranin derinliklerine birakiliyormus nemden kuflensin diye. Tomme d'auvergne de oyle bir sey. Bildigin peyniri yapip, disini komple tuzla kapliyorlarmis, ki buraya kadar siradan tomme. Sonra, peyniri bu kucuk orumceklerle birlikte magaraya birakiyorlarmis ki orumcekler calissin, islerini yapsinlar. Sonuc muazzam. Hakikaten tadi cok guzeldi. Peynirden kestiginiz parcanin ustundeki orumcekciklerin buyuk bir kismini bicakla siyirip kaba geri koyuyorsunuz ki bir sonraki peynir yapiminda taze peynirle birlikte magaraya gidip calissinlar gene. Orumcek ziyan etmek yok yani. Ya yenecek ya da tabaga geri konacak.
Bu agir, keskin, kokulu keci ve inek peynirlerine bu kadar alistiktan sonra beyaz peynir beni kesmeyecek galiba artik. Gorecegiz...
2. Okuyup uflemede din sorunsali
Buraya daha once de yazip cizdigim gibi patronumdan hic haz etmiyorum. Kendisi ayni zamanda doktora danismanim da oldugu icin kapiyi vurup cikamiyorum da. Annemler de uzuluyor halime. Bir yandan bununla ugrasacagina tezini bitirip adam gibi is bulsaydin diyorlar, ki artik kendilerine hak veriyorum. Diger yandan olmusla olmuse care olmadigindan bana destek olmaya calisiyorlar. Annemin son onerisi sabahlari ise gidince bi ayet-el kursi okuyup patrona dogru uflemem...
Dini inanclari cok koklu olmasa da ayet-el kursi ile arasinda enteresan bir gonul bagi olan bir annenin kiziyim. Nasil ki yazin tatile giderken bepanthene illa ki cantaya atilir, cunku dusene, guneste yanana, sivrisinek isirigini kasiyip yara yapana vs. birebirdir bepanthene, bizim ayet-el kursi de oyle bir sey. Basimiz sikistiginda, dara dustugumuzde illa ki okunacak o. Bir de cok muhim bir sey varsa yedi kere okunacak. Mesela OSS'den onceki gece 7 kere ayet-el kursi okumus bi insanim :) Ilk ucaga bindigimde de yedilemistim ama artik duz ayak biniyorum. Neyse. Iste annemin onerisi ayet-el kursi okuyup P.ye karsi uflemem ki bana zarari dokunmasin.
Bu noktada soyle bi sorunla karsi karsiyayiz: P. katolik. Sonucta Fransa'dayiz. Dort bir yan buram buram katolik. Bizim P. de oyle. Klasik bati avrupa modeli: ibadet etmiyorum, kiliseye gitmiyorum ama icinde buyudum. Benim musluman olmam gibi. Neyse. Simdi bu durumda benim ayet-el kursi P.ye isliyor mu, yoksa katolik oldugu icin saylanmiyor mu? Bilemedim. Belki de vampire sarimsakla yaklasmak gibi: ben P.ye ayet-el kursi okuyup ufleyince P. sarmisak ya da hac gormus vampir gibi gotum gotum kacacak? Hakikaten bilemiyorum. Anneme soyledim. O da madem oyle, kendine ufle dedi :) Yani o ayet-el kursi okunacak, o nefes uflenecek, ona olmazsa kendine :) Bakalim, deneyecegim. P.ye karsi haci-hoca islerinden medet umar hale geldim. Allahim bu hallere dusecek kiz miydim ben?
Tee yillar once, master yaparken, bir arkadasim benim ODTU'yu 3 senede bitirmeme istinaden "Hizli kosan atin boku seyrek olur" demisti. That's exactly how my academic career turned out to be. Bilge bi insanmis kendisi.
Daha yazacaklarim var, ama yemek yiyip cikmam lazim. O yuzden bu yaziyi burada bitiriyoruz.
In a nutshell, ustunde hayvanciklar yasayan peynire rastlarsaniz yemekten cekinmeyin, ama cok gozunuz korkarsa bi ayet-el kursi okuyup ufleyin :)
1. Yasayan peynir yedim
Evet, bildiginiz yasayan peynir yedim. Fransiz peyniri bizim damak tadimiz icin agir. Ama rahmetli danismanim beni ve B.yi oyle bir cekti ki sarap-peynir dunyasina, simdi peynir secer olduk :) Buraya geldigimden beri de Groningen'de olmayan turleri degisik degisik deniyorum. Gecen cuma da yasayan cinsinden yedim. Piyasada bulunabilecek resmi bir peynir turu degil. Is yerinden bir arkadas memleketinden getirmisti. Tomme d'auvergne. Tomme peynir cinsi. Auvergne bolgenin adi.
Tomme d'auvergne'in ustunde kucuk kucuk orumcekcikler var. Evet, dogru okudunuz. Ben once kuf sandim. Ama rokfor cinsi degil. Ustelik kipir kipir da hereket ediyor! Bildigin yuruyor hayvan! Araknea familyasindan kucuk bir hayvancikmis kendisi. Peynirin tadi acayip guzeldi ama :) Kirmizi sarapla yedik. Isterdim ki T. ve B.yle bizim evde yapalim bunu...
Auvergne, Fransa'da en guzel kuflu peynirlerin yapildigi yermis, cunku burda bir suru magara varmis. Kuflu peynir de magarada yapiliyormus. Daha dogrusu peynir yapilip magaranin derinliklerine birakiliyormus nemden kuflensin diye. Tomme d'auvergne de oyle bir sey. Bildigin peyniri yapip, disini komple tuzla kapliyorlarmis, ki buraya kadar siradan tomme. Sonra, peyniri bu kucuk orumceklerle birlikte magaraya birakiyorlarmis ki orumcekler calissin, islerini yapsinlar. Sonuc muazzam. Hakikaten tadi cok guzeldi. Peynirden kestiginiz parcanin ustundeki orumcekciklerin buyuk bir kismini bicakla siyirip kaba geri koyuyorsunuz ki bir sonraki peynir yapiminda taze peynirle birlikte magaraya gidip calissinlar gene. Orumcek ziyan etmek yok yani. Ya yenecek ya da tabaga geri konacak.
Bu agir, keskin, kokulu keci ve inek peynirlerine bu kadar alistiktan sonra beyaz peynir beni kesmeyecek galiba artik. Gorecegiz...
2. Okuyup uflemede din sorunsali
Buraya daha once de yazip cizdigim gibi patronumdan hic haz etmiyorum. Kendisi ayni zamanda doktora danismanim da oldugu icin kapiyi vurup cikamiyorum da. Annemler de uzuluyor halime. Bir yandan bununla ugrasacagina tezini bitirip adam gibi is bulsaydin diyorlar, ki artik kendilerine hak veriyorum. Diger yandan olmusla olmuse care olmadigindan bana destek olmaya calisiyorlar. Annemin son onerisi sabahlari ise gidince bi ayet-el kursi okuyup patrona dogru uflemem...
Dini inanclari cok koklu olmasa da ayet-el kursi ile arasinda enteresan bir gonul bagi olan bir annenin kiziyim. Nasil ki yazin tatile giderken bepanthene illa ki cantaya atilir, cunku dusene, guneste yanana, sivrisinek isirigini kasiyip yara yapana vs. birebirdir bepanthene, bizim ayet-el kursi de oyle bir sey. Basimiz sikistiginda, dara dustugumuzde illa ki okunacak o. Bir de cok muhim bir sey varsa yedi kere okunacak. Mesela OSS'den onceki gece 7 kere ayet-el kursi okumus bi insanim :) Ilk ucaga bindigimde de yedilemistim ama artik duz ayak biniyorum. Neyse. Iste annemin onerisi ayet-el kursi okuyup P.ye karsi uflemem ki bana zarari dokunmasin.
Bu noktada soyle bi sorunla karsi karsiyayiz: P. katolik. Sonucta Fransa'dayiz. Dort bir yan buram buram katolik. Bizim P. de oyle. Klasik bati avrupa modeli: ibadet etmiyorum, kiliseye gitmiyorum ama icinde buyudum. Benim musluman olmam gibi. Neyse. Simdi bu durumda benim ayet-el kursi P.ye isliyor mu, yoksa katolik oldugu icin saylanmiyor mu? Bilemedim. Belki de vampire sarimsakla yaklasmak gibi: ben P.ye ayet-el kursi okuyup ufleyince P. sarmisak ya da hac gormus vampir gibi gotum gotum kacacak? Hakikaten bilemiyorum. Anneme soyledim. O da madem oyle, kendine ufle dedi :) Yani o ayet-el kursi okunacak, o nefes uflenecek, ona olmazsa kendine :) Bakalim, deneyecegim. P.ye karsi haci-hoca islerinden medet umar hale geldim. Allahim bu hallere dusecek kiz miydim ben?
Tee yillar once, master yaparken, bir arkadasim benim ODTU'yu 3 senede bitirmeme istinaden "Hizli kosan atin boku seyrek olur" demisti. That's exactly how my academic career turned out to be. Bilge bi insanmis kendisi.
Daha yazacaklarim var, ama yemek yiyip cikmam lazim. O yuzden bu yaziyi burada bitiriyoruz.
In a nutshell, ustunde hayvanciklar yasayan peynire rastlarsaniz yemekten cekinmeyin, ama cok gozunuz korkarsa bi ayet-el kursi okuyup ufleyin :)
16 Ekim 2011 Pazar
En retard
Guzel turkcemizin Fransizca'dan asortladigi bir diger sozcuk: rotar. Benim hayatimda su an rotarda.
Eylulde vermeyi umdugum tez (bknz. optimisim bias) temmuz ayini komple ev aramakla gecirdigim icin ertelendi. Yeni patronum tabir-i cazise bitch. Kendisi ayni zamanda doktora danismanim olmasina ragmen doktorami zerre kadar zikine sallamiyor. Ozel sirket ve postane mantigi arasinda gidip gelen kafasiyla yonettigi arastirma labinda insanlarin calisma motivasyonu, arastirma yapmaktan alinan icsel doyum degil de aksam eve gidecek olmanin huzuru. Is yerindeki tukenmislik sendromunun ustune bir de toplu tasimada gecen gidis-donus 2,5 saatin yorgunlugunu ekle. Hal boyle olunca benim tez gene kaldi. Eylul olmadi. Hadi ekim olsun dedim. Ne de olsa bu isler buyuk Turk dusunurun de dedigi gibi : verirsen ekime, vermezsen... Gene kaldi. Kasimda asil danismanim Sili'ye gidiyor. Kongre icin o kadar yol gitmisken de haliyle 6 hafta, yani yilbasina kadar kaliyor. Bir kere ertelendi. Inanamadim. Ikinci kere ertelendi. Artik daha ertelenmez dedim. Ucuncu kere ertelendi. Kasim olsun, danisman gitmeden verelim dedim. Gene ertelendi. Gunde 2 saat calismayla tez yazilamayacagi ve artik gercekci olmak gerektigi icin Sili donusune biraktik.
Bu arada patron beni calismamakla itham ediyor. Fransizca arastirma yaparsak ne kadar otonom olabilirim ki? Olmam tabii ki. Ama o bunu dusunmuyor. Dedim ya ozel sirket kafasi diye. Toplam urune bakiyor. Uzatmayacak kontrati. Paris, au revoir!
Bu arada ben aylardir tezle cebellestigim icin erteledigim seyleri fark ediyorum. Misal afili filintalarin blogunda bi oyku dizisi var. Ula ile sevgilisi. Ilk ikisini okumustum. Simdi 8 mi ne oldu. Guya tez bitecek de onu okuyacagim. Sonra, her ayin ilk pazari Paris'te muzelerin cogu ucretsiz. Burada muzeler pahali oldugundan ve ben artik ogrenci olmadigimdan gayet guzel bir firsat. Lakin ben pazar gunleri calistigim icin evdeyim. Guya tez bitecek de pazar gunu bedava muzeye gidecegim. Birak bedavasini paralisina bile sadece bir kere gidebildim! Festivaldi oydu buydu oldu bitti gitti. Ben onlara da tez bitince gidecegim. Yaz geldi gecti, parklar civil civil. Bazi gunler gittim birkac saat oturdum ama kafamda hep tez. Iki ay once basladigim kitap hala yatagin kenarinda (Max Frisch'in benlik karmasasini en guzel isledigi kitabini tez yzarken okumak hic de akil kari degilmis). Film arsivimden sadece bir film izledim geldigimden beri. Izledigim filmleri izlemek, kafami daha az yordugundan (bknz. mental workload) nadiren film izlersem de eskileri izlemeye devam ediyorum. Bir kere bile sinemaya gitmedim. Herkesler bir midnight in paris modunda. Ben filmi gormeden gosterimden kalkti. Kizilirmak sinemasi vardi Ankara'da. Eski filmleri, gosterimden kalkmis filmleri ya da populer olmadigi icin gosterimde kisa kalmis filmleri gosterirlerdi. Oyle bi sinema bulup izlerim artik bi ara. Hatta Kizilirmak duruyor olsa orda izlerdim. Ama kapandi. Baska bir sinema aldi galiba orayi. Tam da hatirlamiyorum. Guzel bir Dali sergisi kacirdim. Simdi Picasso var. Bunu kacirmamayi umuyorum. Normalde 500 euro olan fransizca derslerinin 150 euroluk versiyonuna secildigim halde tezle ugrasiyorum diye kayit yaptirmadim. Baharda tekrar denerim sinavi dedim. Yani iste boyle boyle bir suru seyi tezle ugrasmak ya da tez dusuncesinin kafami fazlasiyla mesgul etmesi sebebiyle erteledim. Simdi queen of the bitch patronum kontratimi uzatmayinca tasi taragi toplayip ayrilacagim paris'ten. Alti ay paris'te kalip tezle ugrasip tasinmis olacagim. Bi mutsuzluk hasil tabii ki.
Tez kabak tadi verdi. Askerlik gibi oldu. Bitmyior. Gun sayiyorsun bitmiyor. Hollanda sisteminde millet makalelerini doktorasini yaparken yaziyor cunku Amerika'daki gibi yogun T.A.lik gorevi ve dersler yok. Ben doktoramin 1,5 senesini danismanimin vefatindan sonra isleri yoluna koymaya calisarak gecirdim. Iki gun once Varsova'da bi toplantidaydim. Ingiltere'den biriyle konusuyorduk. Bir arkadasinin danismani olmus doktoranin ortasinda. Adam bir sure yeni danismanla devam etmeye calismis. Ama olmamis. Birakmis. Zira benim Tr'deki master danismanim da "Ben birakacagini dusunmustum. Danisman oldukten sonra doktora cok zor." demisti. Bir yandan sirf devam etmis olmam, makale basmam, tezi de gec de olsa vermem bile taktire sayan diye dusunuyorum. Diger yandan, alanin gurusu haline gelmis olan rahmetli danismanim yasasaydi onumde acilacak firsatlari dusunmekten kendimi alamiyorum. Insan dogasi iste.
Bugun gene pazar. Ben gene evdeyim. Ama bu hafta iki arkadasla "how to become a prisian in one hour" diye bir gosteriye gidecegim. Memlekette expat cok oldugundan mini cakal abinin biri parislilerin, yabancilar tarafindan hoslanilmayan, tuhaf karsilanan ya da anlam verilemeyen yonleriyle dalga gecen bir gosteri hazirlamis ingilizce. Gosteriyi izlerken biz yabancilar, parislilerin gercekten de algiladigimiz gibi insanlar olduklarina ikna olup (bknz. self-fulfilling prophecy) baskalarinin da bizim gibi dusundugunu gorup (bknz. false consensus bias) onyargilarimizla mutlu mesut yasamaya devam edecegiz.
Semsiye acilmis coktan. Bari kalan iki ayimi biraz daha rahat gecireyim diyorum. Dort sene Hollanda'da, protestan etigin gobeginde kaldim. Ama Hollanda'nin bilimini ve teknolojisini alip kulturunu almadim. Hic protestan etik kafasina gelemedim :) Dort aydir Fransa'dayim. Bilimine de teknolojisine de cok gicigim. Ama katolik rehaveti pek guzel geldi :) "En kotu ihtimalle gider papaza gunah cikaririm" kafasi bambaska :) Buyuk Ispanyol dusunurun de dedigi gibi: Mañana, mañana*.
* Yarin, yarin.
Eylulde vermeyi umdugum tez (bknz. optimisim bias) temmuz ayini komple ev aramakla gecirdigim icin ertelendi. Yeni patronum tabir-i cazise bitch. Kendisi ayni zamanda doktora danismanim olmasina ragmen doktorami zerre kadar zikine sallamiyor. Ozel sirket ve postane mantigi arasinda gidip gelen kafasiyla yonettigi arastirma labinda insanlarin calisma motivasyonu, arastirma yapmaktan alinan icsel doyum degil de aksam eve gidecek olmanin huzuru. Is yerindeki tukenmislik sendromunun ustune bir de toplu tasimada gecen gidis-donus 2,5 saatin yorgunlugunu ekle. Hal boyle olunca benim tez gene kaldi. Eylul olmadi. Hadi ekim olsun dedim. Ne de olsa bu isler buyuk Turk dusunurun de dedigi gibi : verirsen ekime, vermezsen... Gene kaldi. Kasimda asil danismanim Sili'ye gidiyor. Kongre icin o kadar yol gitmisken de haliyle 6 hafta, yani yilbasina kadar kaliyor. Bir kere ertelendi. Inanamadim. Ikinci kere ertelendi. Artik daha ertelenmez dedim. Ucuncu kere ertelendi. Kasim olsun, danisman gitmeden verelim dedim. Gene ertelendi. Gunde 2 saat calismayla tez yazilamayacagi ve artik gercekci olmak gerektigi icin Sili donusune biraktik.
Bu arada patron beni calismamakla itham ediyor. Fransizca arastirma yaparsak ne kadar otonom olabilirim ki? Olmam tabii ki. Ama o bunu dusunmuyor. Dedim ya ozel sirket kafasi diye. Toplam urune bakiyor. Uzatmayacak kontrati. Paris, au revoir!
Bu arada ben aylardir tezle cebellestigim icin erteledigim seyleri fark ediyorum. Misal afili filintalarin blogunda bi oyku dizisi var. Ula ile sevgilisi. Ilk ikisini okumustum. Simdi 8 mi ne oldu. Guya tez bitecek de onu okuyacagim. Sonra, her ayin ilk pazari Paris'te muzelerin cogu ucretsiz. Burada muzeler pahali oldugundan ve ben artik ogrenci olmadigimdan gayet guzel bir firsat. Lakin ben pazar gunleri calistigim icin evdeyim. Guya tez bitecek de pazar gunu bedava muzeye gidecegim. Birak bedavasini paralisina bile sadece bir kere gidebildim! Festivaldi oydu buydu oldu bitti gitti. Ben onlara da tez bitince gidecegim. Yaz geldi gecti, parklar civil civil. Bazi gunler gittim birkac saat oturdum ama kafamda hep tez. Iki ay once basladigim kitap hala yatagin kenarinda (Max Frisch'in benlik karmasasini en guzel isledigi kitabini tez yzarken okumak hic de akil kari degilmis). Film arsivimden sadece bir film izledim geldigimden beri. Izledigim filmleri izlemek, kafami daha az yordugundan (bknz. mental workload) nadiren film izlersem de eskileri izlemeye devam ediyorum. Bir kere bile sinemaya gitmedim. Herkesler bir midnight in paris modunda. Ben filmi gormeden gosterimden kalkti. Kizilirmak sinemasi vardi Ankara'da. Eski filmleri, gosterimden kalkmis filmleri ya da populer olmadigi icin gosterimde kisa kalmis filmleri gosterirlerdi. Oyle bi sinema bulup izlerim artik bi ara. Hatta Kizilirmak duruyor olsa orda izlerdim. Ama kapandi. Baska bir sinema aldi galiba orayi. Tam da hatirlamiyorum. Guzel bir Dali sergisi kacirdim. Simdi Picasso var. Bunu kacirmamayi umuyorum. Normalde 500 euro olan fransizca derslerinin 150 euroluk versiyonuna secildigim halde tezle ugrasiyorum diye kayit yaptirmadim. Baharda tekrar denerim sinavi dedim. Yani iste boyle boyle bir suru seyi tezle ugrasmak ya da tez dusuncesinin kafami fazlasiyla mesgul etmesi sebebiyle erteledim. Simdi queen of the bitch patronum kontratimi uzatmayinca tasi taragi toplayip ayrilacagim paris'ten. Alti ay paris'te kalip tezle ugrasip tasinmis olacagim. Bi mutsuzluk hasil tabii ki.
Tez kabak tadi verdi. Askerlik gibi oldu. Bitmyior. Gun sayiyorsun bitmiyor. Hollanda sisteminde millet makalelerini doktorasini yaparken yaziyor cunku Amerika'daki gibi yogun T.A.lik gorevi ve dersler yok. Ben doktoramin 1,5 senesini danismanimin vefatindan sonra isleri yoluna koymaya calisarak gecirdim. Iki gun once Varsova'da bi toplantidaydim. Ingiltere'den biriyle konusuyorduk. Bir arkadasinin danismani olmus doktoranin ortasinda. Adam bir sure yeni danismanla devam etmeye calismis. Ama olmamis. Birakmis. Zira benim Tr'deki master danismanim da "Ben birakacagini dusunmustum. Danisman oldukten sonra doktora cok zor." demisti. Bir yandan sirf devam etmis olmam, makale basmam, tezi de gec de olsa vermem bile taktire sayan diye dusunuyorum. Diger yandan, alanin gurusu haline gelmis olan rahmetli danismanim yasasaydi onumde acilacak firsatlari dusunmekten kendimi alamiyorum. Insan dogasi iste.
Bugun gene pazar. Ben gene evdeyim. Ama bu hafta iki arkadasla "how to become a prisian in one hour" diye bir gosteriye gidecegim. Memlekette expat cok oldugundan mini cakal abinin biri parislilerin, yabancilar tarafindan hoslanilmayan, tuhaf karsilanan ya da anlam verilemeyen yonleriyle dalga gecen bir gosteri hazirlamis ingilizce. Gosteriyi izlerken biz yabancilar, parislilerin gercekten de algiladigimiz gibi insanlar olduklarina ikna olup (bknz. self-fulfilling prophecy) baskalarinin da bizim gibi dusundugunu gorup (bknz. false consensus bias) onyargilarimizla mutlu mesut yasamaya devam edecegiz.
Semsiye acilmis coktan. Bari kalan iki ayimi biraz daha rahat gecireyim diyorum. Dort sene Hollanda'da, protestan etigin gobeginde kaldim. Ama Hollanda'nin bilimini ve teknolojisini alip kulturunu almadim. Hic protestan etik kafasina gelemedim :) Dort aydir Fransa'dayim. Bilimine de teknolojisine de cok gicigim. Ama katolik rehaveti pek guzel geldi :) "En kotu ihtimalle gider papaza gunah cikaririm" kafasi bambaska :) Buyuk Ispanyol dusunurun de dedigi gibi: Mañana, mañana*.
* Yarin, yarin.
29 Eylül 2011 Perşembe
Bi yaziyi silicem
Vallahi de silicem, ama bir kere yazmam gerekiyor. Cok kizginim. Hatta ofkeliyim bile denebilir.
Son gunlerde bir oturma izni krizidir gidiyor bizim burda. Zira haftaya ulkeden cikicam ama oturma iznim yok. Halbuse teee 18 agustosta surecin isledigine dair mettup aldimdi. Bugun, oturma iznim icin girmem gereken saglik kontrolune davet mektubunun tam bir ay once bana (daha dogrusu calistigim kuruma. sistem boyle.) postalandigini (29 agu) ve bana 9 eylule randevu verildigini ogrendim. Bunu, isyerinde benim oturma izni prosedurumu takip eden kisiye soyledigimde kadinin ve sorumlu baska bir adamin bu mektubu kaybetmis oldugunu da ogrendim. Ben oturma izni basvurusu ile ilgili adres degisikligi yaptigimda "bu ne ciddiyetsizlik. olur mu boyle sey? adres de degisir mi zirt pirt" vs diye telefonda bana bagirip telefonu yuzume kapatan kadi, kendi yedigi bok ortaya cikinca "Tabii artik bunun icin cok gec. Yeni randevu almaya bakalim" diyerek beni benden aldi!!! Sonra yeni randevu alip tam 2 saat yol giderek Satory denen allahin belasi yere gittim. Isyerine varinca ogrendim ki lanet saglik kontrolu icin 340 euroluk bilmem ne pulu akmam gerekiyormus ve kurum bunu geri odemiyormus. Bu arada bankanin oturma iznim olmadigi icin bana verdigi haftalik nakit kullanimi 300 euro. Oturma izni almak icin girmem gereken saglik kontrolunun bedeli 340 euro. That's French for you.
Isyerinden bir arkadasim Versailles'a gidiyordu. Atladim. Alti dukkan dolastiktan sonra bulduk bu toplamda 340 euro eden pullari! Isyerine geri donunce patronumdan azar isittim. Birincisi, saglik kontrolu, oturma izni basvurusu gibi seylere zaman harcadigim icin! Ikincisi, Fransizca konusmadigim icin Fransizca yaptigimiz arastirma yavas gittigi icin. Ucuncusu, her gunun sonunda ogretmene rapor veren sinif baskani gibi "ben bugun bunu yaptim" diye mail gondermedigim icin. Ve kendisi en sonunda "It is very difficult to work with you. Maybe it was a mistake. I am not sure if I want to work with you" dedi. Bir sey demedim. Sen istedigin kadar emin olma Asuman, ben seninle calismak istemedigimden eminim!
Cennetten cikma is arkadasim gelip "Iyi misin?" diye sordugunda isyerinde dedikodu yapmama prensibime bagli kalmaya devam ediyordum ki Asuman zaten benden once gitmis bunla konusmus. Hani mahallede arkadasinla kavga edersin. Sonra da ortak arkadasiniza gidip hemen anlatirsin ki once senden duysun, senin dedigine inansin. Hah iste aynen o tavir. Ben de cok abartmadan sadece ben bunu hak etmedim. bu islere zaman harcamam keyfimden degil, prosedur bu ve benden baska kimse yapmiyor. Arastirma da yavas gidiyor cunku ankette ne degisiklik yapsam mail atiyorum. O ceviriyor. Ben bir daha okuyorum vs. Fransizca calisma yapmak icin Fransizca konusmayan birini almak stratejik hata, dedim kapattim. Yoksa o isin sonu gelmez. O da bana her gunun sonunda maille ilgili taktik verdi. Ivir zivir, tiri viri da olsa gunun sonunda mail atinca kari bi orgazm oluyormus. Yoksa calismiyorsun saniyormus. Bu kadar aptalca bir dusunme sistemi gormedim! Kamyona koli mi yukluyorsuz da gunun sonunda yekun vericez amk! Arastirma yapiyoruz lan!
Bir de gene bu peygamber soyundan gelme insan "She is like that. She is moody sometimes. Sometimes is just like that" dedi. Var mi arkadas boyle bir sey? Abla menopoza giriyor, orgazm olamiyor, oglu sinavdan kalmis, evinin onunde yol yapim calismasi varmis vs. diye biz labda 20 kisi papara mi yiycez amk! Ne bicim is arkadas bu! Allah misin lan?!
Yolda gelirken bisikletle trafikte olmayacak hatalar yaptim. Iki kere kendimi akan arabalarin ortasinda, uc kere de donen aracla burun buruna buldum. Kafam nerdeyse artik. Calismam lazim. Kahve icmek istiyorum. Kahve makinasi bozuk. Sex & the City'i izlemek istiyorum. Bir turlu inmiyor. Sabah 7'de kalkip saglik kontrolune gitmem lazim. Ben yaziyi yazarken Sex & the City inmis, kaplumbaga hizi ile. Saat 10 oldu bile. Calismaya baslamadim daha.
Bugun olanlarin ozeti bu. Yaziyorum. Silicem. Silicem ki belki hayatimdan da silinir gider bugun.
Fransizlarin ulkelerine de, burokrasilerine de, dillerine de, kendilerine guven saglamak icin tek araclari sahip olduklari gucu kotuye kullanmak olan dengesiz karilarina da "Allah belanizi versin!" demeye cok yakinim. Birkac sevdigim arkadasim var. Sirf onlarin hatirina tutuyorum kendimi.
Son gunlerde bir oturma izni krizidir gidiyor bizim burda. Zira haftaya ulkeden cikicam ama oturma iznim yok. Halbuse teee 18 agustosta surecin isledigine dair mettup aldimdi. Bugun, oturma iznim icin girmem gereken saglik kontrolune davet mektubunun tam bir ay once bana (daha dogrusu calistigim kuruma. sistem boyle.) postalandigini (29 agu) ve bana 9 eylule randevu verildigini ogrendim. Bunu, isyerinde benim oturma izni prosedurumu takip eden kisiye soyledigimde kadinin ve sorumlu baska bir adamin bu mektubu kaybetmis oldugunu da ogrendim. Ben oturma izni basvurusu ile ilgili adres degisikligi yaptigimda "bu ne ciddiyetsizlik. olur mu boyle sey? adres de degisir mi zirt pirt" vs diye telefonda bana bagirip telefonu yuzume kapatan kadi, kendi yedigi bok ortaya cikinca "Tabii artik bunun icin cok gec. Yeni randevu almaya bakalim" diyerek beni benden aldi!!! Sonra yeni randevu alip tam 2 saat yol giderek Satory denen allahin belasi yere gittim. Isyerine varinca ogrendim ki lanet saglik kontrolu icin 340 euroluk bilmem ne pulu akmam gerekiyormus ve kurum bunu geri odemiyormus. Bu arada bankanin oturma iznim olmadigi icin bana verdigi haftalik nakit kullanimi 300 euro. Oturma izni almak icin girmem gereken saglik kontrolunun bedeli 340 euro. That's French for you.
Isyerinden bir arkadasim Versailles'a gidiyordu. Atladim. Alti dukkan dolastiktan sonra bulduk bu toplamda 340 euro eden pullari! Isyerine geri donunce patronumdan azar isittim. Birincisi, saglik kontrolu, oturma izni basvurusu gibi seylere zaman harcadigim icin! Ikincisi, Fransizca konusmadigim icin Fransizca yaptigimiz arastirma yavas gittigi icin. Ucuncusu, her gunun sonunda ogretmene rapor veren sinif baskani gibi "ben bugun bunu yaptim" diye mail gondermedigim icin. Ve kendisi en sonunda "It is very difficult to work with you. Maybe it was a mistake. I am not sure if I want to work with you" dedi. Bir sey demedim. Sen istedigin kadar emin olma Asuman, ben seninle calismak istemedigimden eminim!
Cennetten cikma is arkadasim gelip "Iyi misin?" diye sordugunda isyerinde dedikodu yapmama prensibime bagli kalmaya devam ediyordum ki Asuman zaten benden once gitmis bunla konusmus. Hani mahallede arkadasinla kavga edersin. Sonra da ortak arkadasiniza gidip hemen anlatirsin ki once senden duysun, senin dedigine inansin. Hah iste aynen o tavir. Ben de cok abartmadan sadece ben bunu hak etmedim. bu islere zaman harcamam keyfimden degil, prosedur bu ve benden baska kimse yapmiyor. Arastirma da yavas gidiyor cunku ankette ne degisiklik yapsam mail atiyorum. O ceviriyor. Ben bir daha okuyorum vs. Fransizca calisma yapmak icin Fransizca konusmayan birini almak stratejik hata, dedim kapattim. Yoksa o isin sonu gelmez. O da bana her gunun sonunda maille ilgili taktik verdi. Ivir zivir, tiri viri da olsa gunun sonunda mail atinca kari bi orgazm oluyormus. Yoksa calismiyorsun saniyormus. Bu kadar aptalca bir dusunme sistemi gormedim! Kamyona koli mi yukluyorsuz da gunun sonunda yekun vericez amk! Arastirma yapiyoruz lan!
Bir de gene bu peygamber soyundan gelme insan "She is like that. She is moody sometimes. Sometimes is just like that" dedi. Var mi arkadas boyle bir sey? Abla menopoza giriyor, orgazm olamiyor, oglu sinavdan kalmis, evinin onunde yol yapim calismasi varmis vs. diye biz labda 20 kisi papara mi yiycez amk! Ne bicim is arkadas bu! Allah misin lan?!
Yolda gelirken bisikletle trafikte olmayacak hatalar yaptim. Iki kere kendimi akan arabalarin ortasinda, uc kere de donen aracla burun buruna buldum. Kafam nerdeyse artik. Calismam lazim. Kahve icmek istiyorum. Kahve makinasi bozuk. Sex & the City'i izlemek istiyorum. Bir turlu inmiyor. Sabah 7'de kalkip saglik kontrolune gitmem lazim. Ben yaziyi yazarken Sex & the City inmis, kaplumbaga hizi ile. Saat 10 oldu bile. Calismaya baslamadim daha.
Bugun olanlarin ozeti bu. Yaziyorum. Silicem. Silicem ki belki hayatimdan da silinir gider bugun.
Fransizlarin ulkelerine de, burokrasilerine de, dillerine de, kendilerine guven saglamak icin tek araclari sahip olduklari gucu kotuye kullanmak olan dengesiz karilarina da "Allah belanizi versin!" demeye cok yakinim. Birkac sevdigim arkadasim var. Sirf onlarin hatirina tutuyorum kendimi.
24 Eylül 2011 Cumartesi
Ménilmontant'in zeytin agacli salonunda aksam yemegi

Dun aksam Paris'in daha once gitmedigim bir yerinde yemege gittik: Ménilmontant.
A.nin arkadasi M.nin dogumgunu vesilesiyle once Belleville'de M.nin evinde bir seyler ictik. Fransizlar, yabancilarin Fransizcayi ogrenmelerini daha nasil zorlastiririz acaba diye uzun sure dusundukten sonra kelimeleri kisaltmaya karar vermisler. Ornegin aksam ustu, is cikis vs. yemekten once icilen icki aperatif degil apero. Her yanindan Fransizca akan "restaurant" resto. Hollandalilarin "eet smakkelijk"ine nazaran agizda karamel gibi eriyen "bon appetit" bon ap. yani apero icip restoya gidene bon ap diyorsunuz. o oluyor. Bu apero macerasina kisaca deginmek istiyorum.
Apero A. ve M.nin Bulgaristan tatilinden getirdikleri rakiyla basladi. Ben tabi Groningen'den, hem A.nin Azerbaycan'dan getirdigi ev yapimi rakidan (AZ.da arak) hem de N.nin Bulgaristan'dan getirdigi ev yapimi rakidan tatmis biri olarak icindeki alkol miktari tamamiyle hazirlayana kisinin "goz kararina" kalmis bu ickiye temkinli yaklastim. Ama bu markali fln sisede bir sey. Yasal, kontrollu yani. Fransizlarin boyle bir ickiden haberi yok. Ictik. Fransizlar begenmediler. Bence guzeldi. Hatta etanolden hallice ev yapimi rakiya kiyasla gayet likir likir cilebilir cinstendi. Sonra super saraplar ictik. Ictigimiz kirmizi saraplardan biri 2001 yilindan Fitou diye bir sarapti ki hastasi oldum. Listenize ekleyiniz. Tabii boyle yil muhabbeti olunca Fransizlar "2003 ne uzum yapti arkadas." "O da bir sey mi 2005'te sarabi damitmadik, direk dalindan topladik" "Hele o senenin St. Emilion'u bambaskaydi" "Bir de bilmem nerdeki koyun komsu koyunde sarabin icinde yikandik o sene" gibi beni cok asan muhabbetlere girdiler. Atistirmaliklardan sosis icin masaya konmus hardala peynirimi batirarak icimdeki ucamayan hollandali'yi sehpanin ustune, sosisin yanindaki kaseye koydum lak diye. Sordum. Burda yokmus oyle bir sey.
Tabii rakiydi, sarapti, hediyeydi derken yemege gitmemiz 22:30'u buldu. Zaten ne zaman kizlarin arkadaslariyla yemege ciksak bi kulkedisi edasiyla geceyarisini hedefliyoruz.
Yemege Ménilmontant'da La Bellevilloise diye bir yere gittik. Cafe, resto, kulup, gosteri salonu. Oyle bir her sey bi arada modeli. Restoran kisminin adi Le halle aux oliviers yani zeytin agacli salon. Salonun ortasinda zeytin agaci var :) Bu yaz tez yazicam adi altinda tatile cikmamis su zavalli bunyeme bir Ege havasi yasatti. Hemen onundeki iki zeytin agaci daha ustune cila oldu. Zeytin agaci baska bir sey ya. Bildigin Ege, Akdeniz, Marmara. Deniz. Gunes. Yesil. Ferah. Huzur. Sakinlik. Bizim oralar. Boyle bir keyfim yerine geldi. Agaca baktikca sanki denizin tuzlu kokusu geldi burnuma, dalga sesi duydum. Oyle bir tazelik. Yemegi yedigimizde saat 00:40'ti. Ama cok keyif aldim.
Bir de M. ben Fransizca konusmuyorum diye baya stres yapiyor hep. Dislanmayayim istiyor. Ben de kensidine "Rahat ol M. Ben hollanda'da da gectim bu yollardan. Yabanci ulkedeyim ve dili konusmuyorum. Hepinize altyazili barkovizyon monteleyemeyecegimize gore bu is boyle. Dinleyerek keyif aliyorum. Hem zaten takip edebiliyorum sizi. Sikinti yok. Siz nesenize bakin." fln dedimse de M. rahat olamadi. Surekli erkek arkadasini "ingilizce konus" diye durtuyor. Ben de M. de sevgilisi de rahatlasin diye muktesem Fransizcami dokturdum. Ilk defa gecen hafta cumartesi A. ve Ingilizce konustugunda rahat hissetmeyen bir arkadasiyla sarap icerken konusmustum. Bir de dun. Yani iste diyalog seklinde. Sanirim neden fransizca ogrendin diye sorarlarsa "arkadaslar gerilmesin" diye desem yeri! Yalniz alkol olmadan olmuyor. Alkol muhim. Alkol sart! Herkes kelime dagarcigima sasti kaldi ve bu kadar bilmeme ragmen dili konusmadigim konusunda da beni iyi niyetle kinadilar. Yani iste tesvik etmek amacli. Iyi bir sey. Dun gece de boyle oldu.
Ménilmontant, yirminci bolgede. Unlu Pere la Chaise mezarligina yakin bir yer. Genelde Seine havalisinde takilan turistlerin anca mezaligi gormek icin gelip sonra gene Seine kiyisina dondukleri bir yer. Turistten uzak yani. Bildigin Fransizlarin gittigi barlar, restoranlar. Ve dahi coffeeshop! Tabii ki yasal degil. Ama ot cekecegi gelen buraya gidecek. Bulamamaniz mumkun degil buram buram kokuyor cunku!
Bir de bu Ménilmontant'i surekli Camille'in albumunde dinliyordum. Rue de Ménilmontant. Boyle nasil huzurlu, sakin bir sarki. Oraya gittigim icin de ayri bir sevindim. Sarkinin sakinligine uyan keyifli bir aksam gecirdim. Doktora tezimin coktaaan gec kalmis oldugunu fark ettigim pazartesi gununden beri her gece sadece 4 saat uyuyan bunyeme iyi geldi. Uykusuzluga yorgunluga ragmen gece 3'te eve dondugumde yataga keyifli yattim.
Birazcik sukunet arayanlara biraz olsun faydasi olur diye sarkiyi da koyuyorum.
"je reve à toi
à mes heures perdues
et la sa m'apporte ce matin la rue est morte"
Foto: Jérôme Mesnager'in Menilmontant'ta bir binanin ustune yaptigi eseri. Le Mond'un blogundan aldim.
13 Eylül 2011 Salı
Cocuk ayakkabilarinin diger teki sorunsali
Paris kosuyor. Hani Istanbul, Ankara kosuyor ya, Paris de oyle. Uygun adim, cok fena. ODTU'de gecen huzurlu 6 sene ve Groningen'de gecen yavas tempo 4,5 seneden sonra ben gercekten "Degmez arkadas kendimi yedigime. Kacmiyor ya gidecegim yer" diyorum. Haa bir de naif degilim ya, trafik olur metro bozulur bilmem ne, erken cikiyorum evden. On dakika daha uyuyacagim diye, kosturmaca sirasinda bunyemin salgiladigi stres hormonuna maruz kaldigima degmez. O yuzden de metrodan inerim. Metronun kustugu insanlar bi gitsin diye bekler, yavas yavas giderim. Ben gidene kadar bosalir istasyon. Cunku oyle bir sey o. Metro geldikten sonraki 10 saniye metrekareye 28 kisi dusuyor. Ama kosturmaca o kadar fazla ki 10 saniye sonra bombos ortalik.
Sanirim dort defa denk geldim bu goruntuye: cocuk ayakkabisi teki. Evet, bildiginiz cocuk ayakkabisinin teki. Diger teki nerede? Hicbir fikrim yok. Sahibi olan cocugun ayaginda herhalde.
Ilk Chatelet metro istasyonunda, sonra Pigalle metro istasyonunda, daha sonra Laplace tren istasyonunun ordaki otobus duraginin orda, en son da Denfert-Rochereau metro istasyonunda gordum bicare ayakkabi tekini.
Bu ayakkabilarin nasil boyle tek kaldigini dusunmek biraz uzucu dogrusu. Birkac ihtimal var. Bir, anneler-babalar o kadar acele halinde ki cocuklari cekistire cekistire goturuyorlar. Zaten sahnehep bi tren-otobus ortami. Iki, cocuklar bu tempodan o kadar aptallamis ki ayakkabilarinin ayaklarindna ciktigini ya fark etmiyorlar ya da fark etseler de soyleyemiyorlar. Ayakkabilar oyle buyuk degil de 2-3 yas cocugu gibi. Uc, cocuklar bir seyler diyor ama kosturmaca halindeki anne-babalar duymuyor bile. Yani uc ihtimal de birbirinden hazin.
Goruntu zaten huzunlu. Bombos metro duraginin merdivenlerinde tek cocuk ayakkabisi hayal edin... Akilli telefon sahibi olmadigim icin denk geldigimde cat diye fotografini cekemiyorum. Hakikaten sahneyi kursan o havayi veremezsin. Sen veremezsin, ama Ara Guler verir :)
Neyse efendim. Diyecegim o ki umuyorum ki hicbirimizin hayati cocuklarimizi cekistirmemize ya da ne dediklerini bile duymamamiza sebep olacak kadar yogun, kosrutmacali, bezgin hale gelmez.
Sanirim dort defa denk geldim bu goruntuye: cocuk ayakkabisi teki. Evet, bildiginiz cocuk ayakkabisinin teki. Diger teki nerede? Hicbir fikrim yok. Sahibi olan cocugun ayaginda herhalde.
Ilk Chatelet metro istasyonunda, sonra Pigalle metro istasyonunda, daha sonra Laplace tren istasyonunun ordaki otobus duraginin orda, en son da Denfert-Rochereau metro istasyonunda gordum bicare ayakkabi tekini.
Bu ayakkabilarin nasil boyle tek kaldigini dusunmek biraz uzucu dogrusu. Birkac ihtimal var. Bir, anneler-babalar o kadar acele halinde ki cocuklari cekistire cekistire goturuyorlar. Zaten sahnehep bi tren-otobus ortami. Iki, cocuklar bu tempodan o kadar aptallamis ki ayakkabilarinin ayaklarindna ciktigini ya fark etmiyorlar ya da fark etseler de soyleyemiyorlar. Ayakkabilar oyle buyuk degil de 2-3 yas cocugu gibi. Uc, cocuklar bir seyler diyor ama kosturmaca halindeki anne-babalar duymuyor bile. Yani uc ihtimal de birbirinden hazin.
Goruntu zaten huzunlu. Bombos metro duraginin merdivenlerinde tek cocuk ayakkabisi hayal edin... Akilli telefon sahibi olmadigim icin denk geldigimde cat diye fotografini cekemiyorum. Hakikaten sahneyi kursan o havayi veremezsin. Sen veremezsin, ama Ara Guler verir :)
Neyse efendim. Diyecegim o ki umuyorum ki hicbirimizin hayati cocuklarimizi cekistirmemize ya da ne dediklerini bile duymamamiza sebep olacak kadar yogun, kosrutmacali, bezgin hale gelmez.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)