30 Mayıs 2010 Pazar

The Proof of Death


Ben hic kremasyon gormedim. Kremasyon, insanlarin normal kosullar altinda gormek istedikleri bir sey olmasa gerek zaten. Ben, gormem gerektigi halde gormedim.

Biraz once Jules et Jim'i izliyordum. Orda vardi.

Tabutu buyuk bir firinin icine sokuyorlar. Firinin kapagini sikica kapatiyorlar. Icerde kuvvetli bir ates var. Bir sure sonra sikica kapatmis olduklari o kapagi aciyorlar. Kuller var tahmin edebilecegimiz gibi. Ama sadece kul yok. Kurumus kemik parcalari da var. O kemik parcalarini havanin icinde ufaliyorlar. Sonra da bir kutuya koyuyorlar. Bu kadar.

Ben, kulun neyden olustugunu bilmiyordum. Vucut tamamiyle yaniyor saniyordum. Kemiklerin yanmayacagini hic dusunmemistim. "Evet, bu kapak acildiginda ondan hicbir sey kalmayacak geriye" dedigim noktada kemiklerle karsilasinca bir an beynim durdu. Öldügünü dusundugun, yoklugunu kabullenmeye calistigin insanin kemikleri orda. Ama hepsi de degil. Oyle parca parca. Yani aslinda artik yok, ama parcalari kalmis.

Ölümün kaniti: havanda dovulecek kadar kurumus kucuk kucuk, parca parca kemik.

Fotograf: Jules et Jim'den bir kare

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder