14 Eylül 2010 Salı

Chevalier (bildigin atli savasci)


Pazar gecesi maci izledikten biraz sonra, yataga gitmeden birazcik once iki danismanima da bir e-mail gonderdim. Ozetle "Ben artik bu tezin ne ile ilgili oldugunu bilmiyorum. Baskalasinin tezleri ayni konuyla basliyor ve bitiyor. Benimki o olmadi bu olsun, bu olmadi su olsun, derken carsamba pazarindan beter oldu. Ben bunu bir butun seklinde nasil yazacagim? Hicbir fikrim yok. Yar bana, bir eglenceden vazgectim, medet." dedim. Ve o gece ruyami sovalyeler basti...

Tam boyle bir ortacag Ingiliz sehrinde, ic kalede, ben diyeyim 30 sen de 50 tane sovalye. Bir de artlari arkalari kesilmiyor, paso geliyorlar. Dart Vader kilikli sovalyelerimiz aynen o maskeden ve kollari oyle kanatli gibi demir elbiselerden giymisler. Kiyim, yikim, cok fena... Kan govdeyi goturuyor. Insanlarin kollarinin koptugu ani gordum bir kac kere. Ve hic de oyle heveslenilecek bir sye olmadigini diyeyim bastan. Ben nasil tirmisim, oyle saskinca ortalikta dolaniyorum. Aslinda kacmaya calisiyorum. Cunku sovalyeler beni bir ellerine gecirseler direk oldurecekler. Bunun son derece farkindayim ve tam da bu yuzden kacacak delik ariyorum. Sonra B. ile iki kolonun arasina siginiyoruz ve boylece saklanmayi basariyoruz. B. nereden cikti bir anda diye sorma. Zaten ben de anlamadim. Bir yandan da olani biteni gozluyoruz cunku adamlar pesimizde. Neden diye soracak olursan, kralin emri boyle. Kral sovalyelerine "Ne yapacagini bilmeyen hic kimseyi sag birakmayin" demis... Ben de, uykumda da olsam, domuz gibi biliyorum ki doktora tezimle ilgili ne yapacagimi bilmiyorum. bu da beni sovalyelerin arananlar listesinde bas siralara koyuyor. B'yi de yanima katmisim. Bu kadar kanin govdeyi goturdugu bir ruya coktan bitmeliydi diye dusunerek bekliyorum, bekliyorum bir turlu bitmiyor. Sonra cok fena uyandim tabi. Aklima ilk gelen "Hakli abi adamlar. Sen ne yapacagini bilmezsen boyle olup olup dirilirsin iste" oldu.

Bugun iki danismandan da pazar gece gonderdigim maile cevap geldi. Patris demis ki: Ya sen tam olarak neyi anlamadin, ben onu anlamadim. L. ise daha to the point oldugundan biraz daha destekli sallamis. Yani ben gene sovalyelerin merhametine kaldim gibi duruyor.

Bende azcik Obi-wan'lik var midir acep?

6 Eylül 2010 Pazartesi

Nekahet donemi


Onca caba sonucu tam da alismaya baslamis oldugum blog yazma isinin omru kisa oldu... Avustralya'dan dondukten sonra elimi surmemisim. Tatilden sonraki gazla yazsam o-ho-o Avutsralya'yla ilgili neler yazardim da okuyan anlar miydi bilmem. Yok, yanlis anlasilmasin. Tabii ki anlardi okuyan da, ama boyle yavan yavan olurdu. O yuzden ugrasmadim belki de. Hem zaten hep de bir aktivite ile gecti gunler. Dogumgunleri, doktora savunmalari, hosgeldin-besgittinler...

Asil o degil de, doktoramin son 3 ayinin kurdelesini hayirlisiyla kestik. Benim simdi boyle igne oyasi isler gibi ince ince tezi yaziyor olmam lazim. Peki ben ne yapiyorum? Eh bu yazdigimi teze koyamayacagima gore, bos isler pesindeyim.

Aslinda teze koyabilseydik boyle seyleri. Mesela Danimarka ulkesinde bundan birkac sene once suruculerin dikkatini hiz limitine cekmek icin, suruculere hiz limitlerini hatirlatmaya karar vermisler. Bunun oluru nedir? Yuvarlak bi metale yazarsin 60, 70, 80 neyse artik... Etrafina da bi kirmizi kurdela. Oh mis! Danimarkalilar alemin akillisi ya hani, onlar ellerinde hiz limiti isareti tasiyan bikinili kizlar koymuslar yol kenarina!!! Ama arkadasim, hiz limitinden almadigin cani, driver distructiondan aldin. Oldu mu simdi? Uygulamayi durdurdular sonra (Bu arada Danimarka Avrupa'nin trafik guvenligi muazzam ulkelerinden biri. Bu ne yaman celiski!!!). Ama diyecegim o ki bu da bir nevi uygulamali psikoloji hatta iste bizim bildigin Trafik Psikolojisi. Ben bunu tezime yazabilsem keske... Ya da Avustralya'da gordugumuz "Dikkat! Inek cikabilir. Ciktigi ile de kalmaz, arabanizi yiyebilir!!!" levhasindan bahsedebilsem. Ya da ne bileyim, Sakiz Adasi'nda essegiyle yolun ortasinda durmus yanindaki koylusuyle konusan adamin, yoldan araba geldigini gormesine ragmen, ne kendini ne essegini kipirdatmayisinin altinda yatan risk algisindan bahsedebilsem (Sakiz Adasi'nda yasasam hayatta da risk algim fln olmazdi ama bence). Alman otobaninda yol kenarina konmus "Bak bu bu bu insanlar hep suratli arac kullandiklari icin kaza yapip olduler. Sen de surat yapma" levhalarinin o kadar hizli giden bir aractan okunmadigi icin aslinda bi zike yaramayacagindan bahsetsem. Boyle boyle bir seyler.

Tum bunlarin yerine saval gaval seyler yazmam gerekiyor. Doktoraya basladik, baslar baslamaz konu degistirdik, danisman degisti konu degistirdik, son konu artik o kadar degismisti ki onu anlamli hale getirmek icin tekrar konu degistirdik. Gir-cik 5 lira'da bu kadar hareket yoktur ya! Simdi ben ne yazayim? Bilemedim. "How to get a PhD" isimli bir kitapta "How not to get a PhD" diye bir chapter var. "Not writing a PhD Thesis" ikinci altbaslik olarak kurulmus yerine :) O gibi sanki.

20 Haziran 2010 Pazar

Supriz dogumgunu partisi :)


Gecenlerde dogumgunumdu. Son zamanlarda yasadigim genel memnuniyetsizlik haliyle, hic de dogumgunu modunda degildim. Hatta dogumgunum oldugu gun Groningen’de bile bulunmamayi dusunuyordum. Bunu da B.’ye acik acik soyledim ki bana surpriz yapmak icin milleti Paard van Troje’ye doldurup ne beni ne de kendilerini rezil etsinler. Ama onlarin aklindaki hesap daha baskaymis…

Dogumgunumden onceki cumartesi bana surpriz dogumgunu partisi planlamislar. Kanal turu icin bot kiralamislar! Ben, Paard’dan daha ote bir etkinlik beklemedigimden, onu da zaten istemedigimden, hele ki dogumgunum gelmeden vuku bulacak bir surpriz parti aklimdan bile gecmediginden gercekten muazzam surpriz oldu :) Kahve icmeye gidiyoruz diye bilgisayari bile kapatmadan, kot pantolon, beyaz askili bluz, sifir makyaj seklinde evden cikip boyle bir senligin ortasina dusunce tabii ki de aklim basimdan gitti! Cok sasirdim, cok mutlu oldum, acayip sevindim, sonra da kendi dogumgunu partimde en sumsuk kiz oldugumu (herkesler gayet giyinip suslenip gelmisti) farkedince de azicik bozuldum. Fotograflarda cemcuk agizli, sis gozlu, cadi sacli cikicam diye bozuldum:/ Bana hediye aldiklari elbiseyi hemen oracikta, botta, giyindim. Cok super bir organizasyon yapmislar: bira, sarap, barbeku, ve kanal turu :) Poseidon'un da o gun benden yana olacagi tuttu ki herhalde hava guzeldi, hic yagmur yagmadi.

Groningen’de yolumun kesistigi, benim icin ozel olan ve de o cumartesi gunu musait olan herkes ordaydi. Eindhoven’dan ve Gent’den (Belcika) gelmis bir ciftimiz vardi ki beni nasil mutlu ettiklerini tahmin bile edemezler. Marsilya’dan Groningen’e kadar sadece bir saat mola verip arabayla gelmis iki arkadasim eve girip, cantalarini birakip 25 dakika sonra bota gelmisler! Aman Allahim! Onuc (13) milletten adam gelmis!

Hepsine cok tesekkur ederim. Groningen’de gecirdigim ucbucuk senede doktora konusunda bir arpa boyu yol katedememis olsam da guzel dostlar edindigimi hatirlattilar bana. Cok mutlu ettiler beni!

Yapimda ve yayinda emegi gecen herkese tesekkur ederim!

Photo: Bana hazirladiklari posterlerden biri


p.s. Aksam yine de Drie Uiltjes ve Paard van Troje'ye gittik :)

12 Haziran 2010 Cumartesi

12th of June 2010



...
It's a fact not a choice*
...

* Netame albumunden All I can do

8 Haziran 2010 Salı

I don't sleep but I drink coffee instead ya da Uykusuz


Keske bu yazinin Uykusuz'la bir alakasi olsa... O zaman super eglenceli olabilirdi, ama maalesef hic de eglenceli olmayan ve dahi bana sikinti olan bir konu uzerine yazacagim.

Gecen kasim ayindan beri bana bir uykusuzluk hasil oldu. Gecen seneden beri hayatimda meydana gelen degisiklikler, doktoranin sonuna yaklasmis olmak ama alkol toleransi disinda bir arpa boyu yol almamis olmak, hala yapilmasi gereken isler... Oydu buydu derken uykularim kacti. Sevgili aile doktorum once hafif bir uyku ilaci verdi ama "Bu ilaci kullanmamaya calis" dedi. Hollandali doktorlar ya ilac yazmiyorlar ya da ilac yazip "ama kullanma" diyorlar. Zaytungun deyimiyle "boylesine mukemmel bir sistem kendi kendine var olmus olabilir mi?"... Ilaci, haftada bir iki kullanirken vucudum tolerans geclistirdi tabi. Bizim psikolojide habituation dedigimiz bir mevzu (Allahim, sonunda meslegimin erbabiymis gibi konusabiliyorum ben de! Sukurler olsun yalebbim!). Bu sefer de melatonin verdi cigerparem aile doktorum. Neyse ki bu defa kullanma gibi uyarilarda bulunmadi, cunku melatonine tolerans gelistirilmiyor. Melatonin uyku/uyaniklik dongusunu duzenleyen bir hormon. Karanlik olunca artip "bak hava karardi. evli evine koylu koyune. sen de yatagina" diyor. Hava aydinlaninca da azalip "haydi dostum, uyan artik. muktesem bir gun seni bekliyor!" diyor. Ben de her gun birinin bana uyku vaktinin geldigini hatirlatmasi icin bu kucuk hapciklari aliyorum. Hayirli olsun!

Gene de derdime ilac olmadi bu melatonin. Daha dogrusu stres ve kayginin oldugu yerde melatonin kazanina dussen ise yaramiyormus, ben bunu anladim. Gecenin bir vakti uyaniyorsun zink diye. Peki uyanip ne yapiyorsun?

Sevgili EdWood, hicbir sey dusunmemek, illa ki cok gerekirse sadece karanligi dusunmek, icinden sarki mirildanmamak, canini sikan seyleri aklinin ucundan bile gecirmemek, yorelerine dahi ugramamak ve cok kipirdamamak gibi tavsiyeler salik verdi. Bir kere basarili oldum. Nasil olduysa gercekten hicbir sey dusunmemeyi ve sadece karanliga odaklanmayi basardim ve pit diye geri uyudum. Acemi sansiymis... Bir daha olmadi. Peki baska baska ne yapiyorum?

Dogdugumuz andan itibaren cepten yemeye basladigimi beyin hucrelerimin olmesi gerekenden daha fazlasi sirf bu uykusuzluk yuzunden olmesin diye ben kendime "Sifir dusunce, sifir yok olus!" diye bir motto belirledim. Iste gece uyandigimda kendime "Yavrum Primavera, sifir dusunce, sifir yok olus" deyip kendimi uyumaya motive etmeye calisiyorum. Cok isleyen bir sistem degil. Hayatta da carpici bir propoganda slogani bulamam demek ki... En iyisi ben hic politikaya filan girmeyeyim. Sonra nacizhane okuma lambami acip Uykusuz okumaya basliyorum. Eger sansim yaver giderse bir yazi okuyana kadar uykum geliyor. Yani Uykusuz bana iyi geliyor. Ancak dun aksam Baris Uygur bitti, Erman Caglar bitti, Benim de Soyleyeceklerim Var'a yelken actim ve sonra pes ettim. Isigi kapatip bir kere daha uyumayi denemeye karar verdim. Bir saat sonra hala daha uyaniktim. Paris'te odam caddeye baktigindan araba seslerinden uyuyamadigim olurdu. Bilhassa cuma ve cumartesi geceleri. O zamanlarda geyet de ise yarayan yontemi uygulamaya karar veridm ki zaten benim bildigim son yontem: Anlamadigim bir dilde televizyon dinlemek. Evet, izlemek degil sadece dinlemek. Mumkunse televizyon gorus alaninin disinda olacak ya da televizyona arkamiz donulecek ve ablalar-abiler orda konusurken oyle masal dinler gibi uykuya dalinacak. Ingilizce olmaz. Onu anliyorum. Hollandaca'yi da anliyorum, ama bir deneyeyim dedim. Ama Hollanda kanallari gece boyu "Arabada 5, evde 15. Hosuma da giderse bendensin" seklinde telefon hatlarinin reklamini yapiyor. Bir Alman kanalinda belgesel bulup, ses ayarini 2'ye takip dondum yattim. N'oldu? Husran... Takribi kirkbes dakika sonra televizyonu kapatip tavana bakma yontemini denemeye karar verdim...

Bir gece icinde melatonin hapi, sifir dusunce sifir yok olus mottosuna sarilmak, Uykusuz okumak, anlamadigim bir dilde televizyon seyretmek gibi degisik yontemleri kullanmama ragmen uykuya dalmak konusunda bir asama kaydedemedim. Su doktorada bu kadar cesitli yontem kullansam, yemin ediyorum simdiye dorduncu makalemi basiyor olurdum! Introduction to Psychology dersinde okudugumuz o dunyanin en gereksiz kitabinda, bir arastirma sorusunu incelemek icin ne kadar farkli yontemler ve yaklasimlar kullanabilecegimizi gostermek icin fil benzetmesi kullanmislardi: Fil cok buyuk oldugu icin oyle bir yerinden kavramak mumkun degil, ama ben kulagini tutayim, sen hortumunu tut, beriki dizlerden asilsin, kendine guvenen baba yigit bacaklara dolansin... fil sorunsalini boylelikle cozelim. Isten ben de uyku sorunumu kulagindan, bacagindan, hortumunda, ensesinden, her yerinden tuttum ama o beni nakavt etti.

Bu duruma acayip canim sikiliyor. Ben de is arkadaslarim ya da EdWood gibi bebekler gibicesine uyumak istiyorum. Bir keresinde danismanim Patris ile konusurken uyku sikintisi yasadigimi soylemistim de icgoru yoksunlugunun 3-boyutlu hali Patris, "Haha gece uyuyamiyor musun? Ben bebekler gibi uyuyorum. Hatta daha da fazla uyumayi istiyorum, ama calismam gerek" diyerek uykusuzluktan capi zaten kuculmus gozbebeklerimi bir de sinirden kucultmustu! Ben de gunun birinde Patris'i gozleri cokmus gordugumde "Sakin bana gece uyuyamadigini soyleme Patris. Inanamiyorum! Bu sen olamazsin!" demek istiyorum. Allahim bir gorsem o gunleri... bak doktoradan bile vazgecebilirim bu ugurda :)

Baslik: Paris'te adina vurulup aldigim Cd. Brenda Kahn diye bir hatun. Kuzeyguney'den sarki koymayi ogrenince eklerim.

Foto: Hess Design Works

7 Haziran 2010 Pazartesi

Ronin


Ronin: "A rōnin was a samurai with no lord or master during the feudal period (1185–1868) of Japan. A samurai became masterless from the death or fall of his master, or after the loss of his master's favor or privilege" (Wikipedia).

Ustalari olen samuraylar, baska bir ustanin savascisi olamazlarmis. Cogunlukla yasadiklari yerden ayrilip ora senin bura benim sahipsiz, kayip dolasirlar, ama bir turlu dikis tutturamazlarmis. Tarla islerinde ya da benzeri islerde gunluk hayatlarini surdurecek kadar para kazanip sahipsiz zorunlu gezginlik haline devam ederlermis. Ronin olmanin mutlak sonucu gucunu, sayginligini, sosyal statunu kaybetmek, asagilama ve alaya maruz kalmakmis. Roninler icin kalan tek gururlu hareket seppuku, yani hara kiri, yaparak intihar etmek.

Kendine hedef olarak samuray olmayi secen, bunun icin sancili bir egitim surecinden gecen, iyi bir ustanin samuraylarindan biri olmak icin cabalayan gururlu roninler, ustalarinin olmesiyle kisacasi bir "hice" donusuyorlar.

Ben de kendimi "akademik ronin" gibi hissediyorum. Her seyin yoluna girecegine, guzel olacagina inanmak istiyorum; ama elde edebilme ihtimalim olanlarin en iyisi bile kaybettigimden cok cok uzak.

Bunu dusunerek doktoraya devam etmek cok zor. Hatta imkansiz. Birak git, daha iyi.

Birakip gitmek kolay olurdu. Omrun boyunca birakip gittigin seyi her dusundugunde, kacirdigin firsatlara hayiflanarak, hayata ve sanssizligina kufrederek kendini avutur; bir yandan da durumunu dissal faktorlere aftetmenin dayanilmaz hafifligini yasardin. Gul gibi olmasa da gecinir giderdin.

Galiba ben (ve B) zor olani sectim(k). O yuzden, kendimi ronin gibi hissettmeme ragmen, yazimi "all good things come to those who wait"* diyerek bitireyim.

Not: Bu yaziya Aralik ayi gibi edit yapicam.

Foto: Masterless Puppet by Saphin (Deviantart)

* Robert de Niro (from the movie "Ronin").

4 Haziran 2010 Cuma

Doktoramin son alti ayinin planidir, danismanimin haberi ola...


Efendim, beni bilen bilir ki su siralar hayatimin en temel konusu doktoramin sonuna yaklasmis oldugumdur. Bir haziran itibariyle son alti aya girdik, ama ortada hakikaten bir sey yok. Yarim yamalak iki makale, hala daha yapilmasi gereken bir alan bir de laboratuvar calismasi, bir de tez yazimi... Iste kalan alti ayi bozdurur bozdurur harcarim.

Hollanda'da ucbucuk senem gecti gitti. O ayri bir hikaye zaten. Ama ben burada hicbir sey mi ogrenmedim? Ogrendim: Dutch efficiency. Hollanda verimliligi. Ben de kalan alti ayi en verimli sekilde nasil geciririm diye dusunurken cozumu buldum sanirim. Eger ki hep gunduz olursa, hep calisirsam neden olmasin, dedim. Hep gunduz olmasi icin benim gunesle hareket etmem gerekiyor. Bu durumda ben de Macellan gibi kendime mahallenin firincisi, kasabin et kokusundan bikmis ciragi, karisinin dirdirindan illallah demis mutevazi terzi, maceraperest simitci, askina karsilik bulamadigi icin kentini ya da kendini terketmek isteyen ama hangisinin daha kolay olacagini kestiremediginden ikisini de terketmeye karar veren demirci ciragi, son kestigi adamin sacindan bitlenip eve bit getirdigi icin karisindan papara yiyen berber, bardaki ayyas, ayyasin kendinden beter arkadasi, onlari ayiltip parasini almanin derdindeki bar sahibi, son utucu, bir de firincinin karisindan tayfa yapip gemime atlayip "Hep batiya, hep batiya" gidersem hem Amerika'yi bir daha kesfedebilirim hem de hep gunduz hep gunduz oldugu icin on ay icinde doktora tezimi okuma komitesine sunabilirim.

Yalniz iki nokta beni dusunduruyor. Birincisi, Macellan gibi, sabit fikirlilik yuzunden, Amerika'ya vardigimi farkedemeyip kendimi Bati Hindistan kiyisinda sanirsam ne olacak? Ikincisi, ya Almanya yenilince ben de yenilmis sayilirsam... n'olur doktoramin akibeti?

Foto: Macellan'in uc gemi ile basladigi ama omru vefa edip de bitiremedigi dunya turundan donen tek gemi: Victoria