Ben hic kremasyon gormedim. Kremasyon, insanlarin normal kosullar altinda gormek istedikleri bir sey olmasa gerek zaten. Ben, gormem gerektigi halde gormedim.
Biraz once Jules et Jim'i izliyordum. Orda vardi.
Tabutu buyuk bir firinin icine sokuyorlar. Firinin kapagini sikica kapatiyorlar. Icerde kuvvetli bir ates var. Bir sure sonra sikica kapatmis olduklari o kapagi aciyorlar. Kuller var tahmin edebilecegimiz gibi. Ama sadece kul yok. Kurumus kemik parcalari da var. O kemik parcalarini havanin icinde ufaliyorlar. Sonra da bir kutuya koyuyorlar. Bu kadar.
Ben, kulun neyden olustugunu bilmiyordum. Vucut tamamiyle yaniyor saniyordum. Kemiklerin yanmayacagini hic dusunmemistim. "Evet, bu kapak acildiginda ondan hicbir sey kalmayacak geriye" dedigim noktada kemiklerle karsilasinca bir an beynim durdu. Öldügünü dusundugun, yoklugunu kabullenmeye calistigin insanin kemikleri orda. Ama hepsi de degil. Oyle parca parca. Yani aslinda artik yok, ama parcalari kalmis.
Son zamanlarda ne zaman Turkiye haberlerini acip okusam muhakkak bir rekor denemesi yapilmis oluyor. Ilk etapta aklima gelen Aydin'da 525 efenin ayni anda zeybek oynayarak rekor kirmasi. Gectigimiz haftalarda tenis raketinin icinden bir dakikada en fazla gecme rekoru ve tek ayak ensede ip atlama rekoru kirilmisti. Bizim memlekette en uzun pismaniye rekoru kirilmisti. Ustelik Guinness Rekorlari bilir kisisi ve bas onaycisi Kelly Hanim da eliyle koluyla girmisti pismaniye yapimina. Pismaniyeyi pek severim. Otursam bir kutu yerim, bana misin demem; ama hic de oyle "vay, birileri de en uzun pismaniyeyi yapsa da yesek sabahlara kadar" demedim. Zaten temel soru da bu: Kim karar veriyor neyin rekorunun kirilacagina?
Yanlis anlama olmasin, kimse gonul koymasin. Zalime karsi merhameti olmayan ve dahi yagi zalim gobeginde kavuran efelere karsi hurmetim sonsuz. Ama sunu da kabul etmek gerek ki Aydin'da 525 efenin ayni anda zeybek oynamasi Aydin icin buyuk bir adim olsa da dunya icin kaale bile alinmayacak bir adimdir. Ustelik bu 525 sayisina kim karar veriyor, o benim icin tam bir muamma. "Besyuz ya da 550 yaparsak cok yuvarlak olur, uzerinde hic dusunmemisiz imaji cizeriz. Arasi olsun." mu deniyor? "Haci Agbilerin orda uc efe daha varmis ama hesap bozulmasin" diye dislamacilik yapiliyor mu? Pismaniyenin boyunu Izmit Buyuksehir Belediyesi Pismaniye Komisyonu mu kararlastiriyor mesela? Tek ayagi ensesinde ip atlamak ve raketin icinden gecmek gibi "atletizm" alanindaki rekorlarimizdaki karar verme surecine deginmiyorum bile bak... O benim hafzalamin alabilecegi bir sey degil zira. Cevap aranan oncelikli soru, normal kosullar altindaki (NSA) bir insan evladinin nasil olup da "Su tek ayagimi enseme alsam bi ip atlasam" deme noktasina geldigi.
Bilimsel formasyonum geregi tek tarafli yayinciliktan kacinmam gerek. O yuzden bu rekor isinin uluslararasi boyutuna da soyle bir baktim. Durum bizden pek de farkli degil gibi. Ornegin, dunya mutfaklari alaninda en buyuk muffin rekoru, atletizim alaninda bir elde en fazla golf topu tutma rekoru, dans alaninda Cape Town belediye meydaninda bale yapan 989 kisi...
Dise dokunur bir rekordan haber vereyim oyleyse ki "Birasi tatli tatli gitse de bu Guinness cok cakmaymis" imaji uyanmasin kimselerde (gerci sadece bir takipcim olduguna gore cok da sikinti olmaz su asamada). Bu rekor kirilali epey bir zaman olmus. Rekor denemesi Ispanyol Pipo Klubu tarafindan Palma de Mallorca'da organize ediliyor (Ispanyollarin ne tarz bir feyzle pipo klubu kurduklari ise hep akillari kurcalayan bir soru olarak kalmaya mahkum). Onyedi ekim 1992'de bin kisi, ayni anda, yukarda gormus oldugunuz pipodan tutturmusler. Bu is icin 5 kilo tutun kullanilmis. Yasal kayitlara gecen bu tabii... baska bir seyler daha katildiysa ben bilmem, gunahlari boyunlarina. Rekor denemesinin amaci "dunya kardesligi icin pipo icmekmis". Soyle bir dusununce, 5 kilo tutunun tuketildigi, o dumanin bir anda havaya karistigi bir ortamda olsam kafam binbesyuz olur ve dakkasinda dunya kardesligine inanmaya baslarim zaten. Hatta dunya kardesligi favorim olur, tek gecerim, ustune tanimam. Iste boyle rekorlar da var. Bunlar da bilinsin.
Ispanyollarin pipo rekoru bir amaca hizmet ediyor. Cok sevgili danismanimin bana hep dedigi "What is the main objective? (Temel amac ne?)" sorusunun cevabini veriyor (ben henuz makalemde bu sorunun cevabini vermek konusunda muvaffak olamadim ama). Ispanyollar, dunya kardesligine giden yolun pipo icmekten oldugunu dusunmusler, buna inanmislar. Dunya kardesligi icin hemen hemen her yolu deneyip verimli sonuc alamadigimiz bir yuzyili geride biraktiktan sonra bu pipo fikri benim de aklima yatmaya basladi acikcasi... Turkiye'deki delismen ve bir o kadar girisken yari-zamanli rekor denemecileri de bir alanda rekor denemesi yapmaya karar vermeden once sapkalarini onlerine koyup bu sorunun cevabini bir dusunsunler derim ben: Tenis raketinden bir saniyede en cok kere gecmenin temel amaci ne?
Fotograf: Groningen Gemi Muzesi'nde ben cektim ondan patladi zaten
Su siralar kendimi Fransiz filmlerine verdim. “Kulagim alissin” adi altinda her aksam bir film cakiyorum. Kulagimin bir seye alistigi yok. Daha dogrusu alisilacak sozcuk dagarcigi “C'est moi!” Bonjour, Au revoir, Je m'apelle Marcel” vb. ehemmiyetsiz sozcuklerden ya da sozcuk obeklerinden olustugundan altyazilara ver ediyorum kendimi.
Gecen hafta Francois Ozon'un, Robert Thomas'in oyunundan sinemaya uyarladigi, 8 Femmes (8 Kadin) adli 2002 yapimi filmini izledim. Tabi o donem Turkiye'de sinemalarda gosterilmis, ama ben durumdan bihaberim. Bu isler kismet zaten, bizimki de buguneymis.
Filmde, adi kendinden menkul, sekiz tane kadin var. Hepsi de ayni evde. Mutemelen orjinalin tiyatro eseri olmasindan. Zaten film de bir tiyatro oyunu havasinda geciyor. Perde ne zaman kapanacak diye bekliyor insan. Ozendiriyorum ki Berfu da izlesin :)
Prensip olarak kapali mekandaki hatun sayisi ikiyi gecti mi “Kac kac” modunu acip, ortamdan uzaklasirim. Evet, sexistim, cinsiyetciyim. Ama filmdeki sekiz kadin bulunduklari yere cok yakismislar. Konusu soyle: aile bireyleri noel icin bir araya gelmislerdir ve fakat sabah uyandiklarinda ailenin reisinin, beybaba bildigin, olduruldugunu farkederler ve olaylar gelisir. Evden kimse ayrilmadigina ve eve kimse gelmedigine gore katil iclerinden biridir, ama kimdir? Her biri kendini aklamaya calisirken aslinda icdunyasini ele verir. Yalniz, kiskanc, seven, sevilmeyen, gergin, hirsli, illa ki seksi kadinlar... Bana Almodovar'in “Sinir krizinin esigindeki kadinlar” filmindeki kadinlari hatirlatti, cunku gercekten oyle bir hava var.
Asil beni benden alan sey filmin muzikleri oldu. Populer Fransiz sarkilarini filmin oyunculari seslendirmis. Ben filmi Hollandaca altyazili izledigim icin sarki sozleri de Hollandaca'ydi. Cathrine Deneuve'un soyledigi Toi Jamais'yi bazen oyle bes alti kere dinliyorum ya da “bindik bir alamete, gidiyoruz kiyamete; ama bu gidisler nereye kadar boyle” diye kaygilandigimda Firmine Richard'dan Pour ne pas vivre seul'u dinliyorum. Zaman zaman kendi basimaligim cok huzur veriyor ve Fanny Ardant'in A quoi sert de vivre libre yorumunu dinliyorum. Zamansiz ve mekansiz dinledigim ama her dinledigimde youtube'dan filmin fragmanini da izlemeden duramadigim bir sarki var ki Isabelle Huppert'e bir kere daha hayran birakiyor insani: Message personnel. Filmi izlerken Isabelle Huppert'in yakin cekim yuzune ve dolmus gozlerine bakip “Yok artik! Bunu oynayan insan olamaz! Ben de zaten artik yasamiyorum herhalde.” dedirten klibi buraya da koyuyorum.
Maalesef Hollandaca'yi Ingilizce uzerinden ogrendigim icin Hollandaca-Turkce ceviri yapamiyorum. Direk Ingilizce oluyor ceviriler ben farkina varmadan. O yuzden sarkinin sozleri de Ingilizceye cevrildi. Muhtemelen yanlislar vardir. Ama Fransizcami ilerletince guncelleirm :)
Personal message
at the end of the telephone line is your voice
(there) are the words that i would never say,
the words that givepain, if you cannot laugh at,
the words that too often appear in the films, songs, and books,
the words that i want to say to you,
and the words that i want to believe in,
the words that i cannot say.
i want to, but i cannot
i am so lonely that i would rather die
and i know where you are
i am coming there, wait for me.
we learn to know each other,
give me some time, i give you mine.
i want to come to you
but i remain/stay
i hate myself.
i don't come to you.
i want to, but i cannot.
i want to talk to you,
i want to be by yourside or to try to sleep (by yourside).
usengeclik, maymun istahlilik, disiplinden yoksunluk. iste bu uclu hep bitirmistir beni. ikibucuk senedir Turkiye'de olmamama ragmen, insanlarla iletisim kurmak ve onlari hayatimdan haberdar etmek icin blog tutmadiysam bundandir. haftada bir evi ararim, gunluk facebook kontrollerimi aksatmam, yorumdu neydi yazarim, gerektiginde mail kullanirim. bugune kadar gul gibi gecindim gittim. son gunlerde ofiste canim sikildikca, ne yapacagimi bilemedikce ve bu yuzden isten kacmak istedikce bloglara verdim kendimi. e guzel bi seymis esasen. neden olmasin? itiraf etmeliyim ki ufukta gorunen tasinma ihtimalimin de katkisi oldu. bakalim bu seruvenim ne kadar surecek...
Zaman zaman tabagimdaki makarnanin bir yarisini geldigim yerdekiler gibi yogurtlayip diger yarisini yasadigim yerdekiler gibi yogurtlamadan yiyorum. Ikisini de seviyorum. Gayet de ayni tabakta olabiliyorlar.