Groningen'de bi raki ortamlaridir gidiyor... imreniyorum yahu. insanin cani istiyor. burnuna burnuna kokuyor resmen. hadi aldin, ettin, kiminle iceceksin? hani bazisi rakiyi efkarindan icer, ben hic oyle efkardan raki icemem. neseden, muhabbetten icerim. eh hal oyle olunca da ancak esle-dostla iciliyor raki, ki benim burdaki "fransiz" es-dost hic bu ise yanasacak tipler degil...
neyse. groningen'de raki masalarinin bereketi bol, muhabbetiniz senlikli olsun. gittigi yerde gul bitsin, dalinda bulbul otsun.*
* Vesikali yarim'den
9 Kasım 2011 Çarşamba
Nicin baktin bana oyle?
"Bir yerlerden bir gozun beni seyrettigi duygusuna kapildigimda once pek telaslanmadim.
.....
Beni gozetledigini sezdigim sey, belli belirsiz bir hayaldi, onem vermek istemedim. Ama bekci duduklerinden ve uzak mahallelerde uluyarak birbirlerine saldiran kopek surulerinden baska hicbir seyin isitilmedigi uzun sessizliklerde bu gozetlenme duygusu agir agir yukselerek oyle yogunlasti ki, bir sure sonra, yokmus gibi davranarak bu bogucu baskidan kurtulamayacagimi anladim.
Her seyi goren ve her yerde beni bulan bir goz, artik hic saklanmadan gozetliyordu beni! Hayir, uydurdugum hikayelerin kahramanlariyla hicbir ilgisi yoktu; onlar gibi korkutucu, cirkin ya da gulunc degildi; yabanci ve soguk da degildi; hatta, evet, tanidik bir seydi: goz beni taniyordu, ben de onu. Uzun zamandir birbirimizden haberliydik, ama birbirimizin bu kadar acikca farkina varmamiz icin, o geceyarisi hissettigim o ozel duygu, yurumekte oldugum o ozel sokak ve o sokaktaki goruntunun siddeti gerekmisti."
Orhan Pamuk, Goz, Kara Kitap.
Foto: Varsova'da siradan bir bina.
8 Kasım 2011 Salı
Varsova
Bir ay once iki gunluk bir toplanti icin Varsova’ya gittim. Polonyalilarin kendileri genelde Varsova’nin guzel olmadigini, Krakov’un daha guzel oldugunu soyluyorlar. Krakov’u gormedim, ama Varsova’nin cok da guzel bir sehir olmadigini anlamamak icin insanin gozleri kapali gezmesi gerek…
Mimari cok seyi degitiriyor galiba. Varsova’nin gorunumu her seyden biraz barindiriyor. Sonucta Polonya Kralligi’nin en onemli sehirlerinden birinden bahsediyoruz. Tarihi zengin, siyasi onemi yuksek, ihtisamli…imis, 2. dunya savasinda yikilana kadar. Tabir-i caizse tas tas ustunde kalmayincaya dek yikilmis Alman bombardimanlarinda. Sonra komunist rejimin ulkenin ustune coreklenmesiyle birlikte savas sonrasi yeniden yapilanma tabii ki de komunist etkisinde olmus. Komunist binalar ya cok sikici, insanin icini karartan ve asik suratli oluyorlar ya da komunizmin gucunu cumle aleme duyurmak icin heybetli, gereksiz yere goterisli, ama illa ki insanda “evet, gucluler” hissi uyandiran cinsten oluyor. Sunun bir ortasini bulsalarmis belki de komunizmin sonu bu kadar cabuk gelmezmis (mimariden siyaset ve ekonomi tarihi analizleri yapan bos insana bagladim). Krallik donemi ve komunizmden sonra 90lar sonrasi yeniden kurulmaya calisilan Varsova donemi baslamis. Kapitalizmin karga tulumba, salyalarini sacarak girdigi cogu dogu blogu baskenti gibi Varsova’da da yuksek binalar, alisveris merkezleri, plazalar cirkin cirkin yukselmeye baslamis, bu defa zenginligin ve “gelisimin” simgesi olarak. Iste sehre yaklasirken boyle bir goruntu karsiliyor insani: krallik doneminden kalma gorunumlu binalar, komunist binalar ve plazalar. Cirkin.
Hangi rehberi acsaniz, nereye baksaniz ayni sey “Bu bina eskiden bilmem neydi, ama 2. Dunya Savasi’nda yikildi. Sonra yeniden yapildi”. Cok garip bir his. Baktigin sey aslinda dortyuz yildir orada duruyor, ama sadece 40 yil once yapilmis. Ajda Pekkan gibi :) Saka bir yana, insanda garip bir his uyandiriyor. Birincisi, boyle bir yikimin nasil olabilecegini soruyorsunuz. Yasayan disinda kimsenin aklinin almayacagi bir sey. Ikincisi, sahte gibi geliyor. Piril piril parliyor her sey. Boyle bir bos yani. Ben ki tarih-arkeoloji islerine gonul vermisimdir, sikinti basti resmen. Bu uzun girizgahtan sonra kayda deger gordugum birkac seyden bahsedeyim (bin bilmem kac yillik sehri omlet yapan insana bagladim bu defa da).
Polonya cok katolik bir ulke. Komunizm “din yok, aq” dedikce daha da bir imana gelmisler, her baski rejiminin yasakladigi seyin daha cok ayagina dolanmasi gibi. Bir onceki papa Polonyaliymis. Papa 2. Jan Pol. Hani Mehmet Ali Agca’nin 1981’de suikast girisiminde bulundugu papa. Polonyalilar ulkelerinden papa cikmis olmasindan dolayi cok gurur duyuyorlar sanirim ki kendisinin portresi, afisi her yerde. Her kose basinda, her kilise cephesinde, her dukkanda, bilhassa turistlik hediye dukkanlarinda, duty free’de surekli bir Jan Pol gordukten sonra bana afakanlar basti tabii ki de. Gruptaki tek musluman olarak da cok rahatsiz oldum, hakir goruldum, bu Avrupalilari Allah bildigi gibi yapsin… diyecegimi saniyorsaniz beni tanimiyorsunuz :) Ama bu blogu sadece beni taniyanlar okuduguna gore demek ki demiyorsunuz :) Saka bir yana kilise gercekten cok guclu Polonya’da. Kararlara mudahale gucune sahip.
Polonya yargitay mahkemesinin Varsova’da guzelce bir binasi var. Bina 1996-1999 arasi yapilmis ve komunizm sonrasi “modernlik yarisinda artik kimse onumuzu alamaz” dalgasindan nasibini almis. Binanin girisi olarak tasarlanan kisimda karyatit sutunlar tasima unsuru olarak kullanilmis. Cok guzel, heybetli duruyorlar. Bilen goz, hemen fotografta bir seyi fark edecektir. Atinali karyatitler ciplakken Varsovali karyatitler giyinik. Herhalde mimarlar yargitay onunde de ciplak kadin heykeli dustursuzluk olur deyip bi oto-sansur uygulamislar. Yalniz bu ulemaya kafi gelmemis. Bu bina onemli bir kilisenin yolu ustunde. Yani o kilisenin rahipleri ise gidip gelirken bu karyatitleri goruyorlar. Polonya merkez kilisesi papazi (Polonya ark bisopu galiba bu) ya da iste benzer derecede onemli kisilerden olusan kurul binaya destur vermemis. Memleketin en yuksek mahkemesinin onune boylu boyunca kadin heykelleri diktiginiz yetmiyormus gibi bir de abdestimizi mi bozacaksiniz demisler. Kilisenin ve tutucularin elestrileri baskin cikmis ve binanin giris kismi degitirilmis. Giris, normalde arka taraf olarak planlanan cirkin cirkin sutunlarin dikildigi kisima tasinmis ve onune bence cok cirkin olan Guven Park’takine benzer savas sahnesi heykeli yapilmis. Karyatitlerin tasidigi orjinal giris de havuzlu mavuzlu, sulu sepelek bir seye donusturulmus. Binyillardir yuklerini baslarinin ustunde tasiyan karyatitlerin cilesi gene bitmemis yani…

Varsova’nin cileden nasibini alan bir diger yeri de unlu Varsova gettosu. Ikinci dunya savasi basladiginda Varsova nufusunun %30’undan fazlasi yahudiymis. Varsova gettosu yaklasik 400.000 kisiyle Avrupa’daki en buyuk gettoymus. Hitler'in yahudi soykirimina hemen savasin baslamasiyla baslamadigini belgesellerden ogrendik cok sukur. Basta kendilerine hayati zindan etmek, gettolara kapatmak, kamplara gondermek, hapse atmak gibi seyler yapiyormus. Sonradan, sanirim savasin ucuncu yilindan sonra kamplardaki yahudileri sistematik olarak oldurmeye baslamis. Savasin sonuna dogru da kaybetmenin hirsiyla iyice cigrindan cikmis yontemler kullanmis. Varsova gettosunda da 1942’ye kadar olum kamplarina gondermeler yasanmamis, ama sonrasinda da onunu alamamislar. 1943 yilinda getto baskaldirisi yasanmis. Yaklasik uc ay suren baskaldiri boyunca gettoda yasayan yahudiler, nazi askerlerine direnis gostermisler, ki askerler boyle bir direnisi hic beklemiyorlarmis. Tabii ki hikaye yahudiler icin mutlu sonla bitmemis. Almanlar getonun duvarlarini, yani bir nevi gettoyu yikarak bu isi kokunden halletmisler. Bugun, gettoyu cevreleyen duvarlarin gectigi yere Varsova buyuksehir belediyesi “1940-1943 Getto Duvari” yazan pirinc plaka yerlestirmis. Sehrin kaldirimlarinda, getto siniri boyunca kesintisiz devam ediyor bu hat. Yirmi santim kalinliginda bir duvarin ayirdigi dunyalar icin ise ayni seyi soyleyemiyoruz. Duvarin otesi olum, berisi yasam. Beride kalanlar, ayni zamanda geride kalanlar.

Bu duvarin gectigi yeri cok aradik gece yolda yururken cunku toplantiya birlikte gittigimiz is arkadaslarimdan birinin partnerinin ailesi Varsova gettosundan gelmeymis. Ordan Paris’e kacmislar. Calisip didinip para biriktirip her sene bir kardeslerini daha Paris’e kacirmislar. Bu isler sirayla oldugundan en buyuk kardesten en kucuge dogru gidiyorlarmis. En kucuk kardesleri, onlar parayi denklestirip kardeslerini kaciramadan toplama kampina gonderilmis. Bunun uzerine daha da soz soylemeyi gereksiz buluyorum.
Adini hatirlamadigim bir kilise-okul aklimda kaldi bir de. Dini bir okul. Manastir gibi ama daha siki bir yer. Tabii ki de varlikli ailelerin kizlari icin. Kizlar bu okula ergenlik doneminde girip bir daha cikmiyorlarmis. Cikmiyorlarmis derken kelimenin gercek anlamiyla binadan cikmiyorlarmis, cunku bu kilise-okulun kati kapalilik kurali varmis. Dis dunyadan olan ihtiyaclari idare tarafindan karsilaniyormus. Kizlar ise omurlerini din ve egitim ile geciriyorlarmis. Aktarilmayan bilginin kime ne hayri oldugu konusunu simdilik bir tarafa birakalim, cunku bu okulda beni benden alan asil sey istisnai durum diye anlatilan sey. Bu okul o kati kapalilik kuralini yikip kapilarini toplamda iki kere, resmi olarak bir kere acmis. Resmi olmayani getto direnisi isyani sirasinda. O donem rahibeler sivil halka yemek vermis, hemsirelik yapmis. Sonra tekrar kapatmislar kapilari. Resmi olan ikincisi ise 1944 yilinda. Hitler yendildigini anlayip de isgal ettigi yerlerden geri cekilirken geride kelimenin gercek anlamiyla yangin yeri birakma emri verdiginden, askerler, hem onlerine geleni oldurmeye hem de her seyi yikmaya baslamislar. Iste bu donemde bu kilisenin yuregi sevgi dolu (!) rahip ve rahibeleri kiliseyi yaralilarin tedavisi icin acmislar kapilari… Savas 1939 eylulunde basliyor, sen savasin sonuna, 1944 agustosuna kadar sanki hayat normal devam ediyormus gibi egitim-ogretim, dua-ayin devam ediyorsun hayatina. Nasil bir Allah aski arkadas seninki! Dunya savasi koparken kapali kapilar ardinda ucyuz yillik geleneklerini surdurmek nasil bir sey? Bunun nasil mumkun oldugunu acikcasi anlayamiyorum.
Bir de Marie Curie'nin dogup buyudugu evi gorduk. Pek sirin masallah. Yalniz o evin Marie Curie'ye ait oldugunu anlamak icin kapinin ustune konmus A4 buyuklugundeki levhayi gormek gerekiyor... Papa'nin resmi her yerde bayrak gibi dalgalansin, iki dalda birden nobel odulu alan ilk bilimcinin adini kapi zillerinde ara!!! Cok fena cifte standart yapmissin Varsova!
Iste Varsova boyle gecti. Son olarak turistik bilgi baglaminda iste sehrin ortasindan nehir geciyor. Vistul nehri. Bir de bir suru saray var ama ben onlari gormedim. Sanirim Varsova’ya dair soyleyeceklerim bitti.
Mimari cok seyi degitiriyor galiba. Varsova’nin gorunumu her seyden biraz barindiriyor. Sonucta Polonya Kralligi’nin en onemli sehirlerinden birinden bahsediyoruz. Tarihi zengin, siyasi onemi yuksek, ihtisamli…imis, 2. dunya savasinda yikilana kadar. Tabir-i caizse tas tas ustunde kalmayincaya dek yikilmis Alman bombardimanlarinda. Sonra komunist rejimin ulkenin ustune coreklenmesiyle birlikte savas sonrasi yeniden yapilanma tabii ki de komunist etkisinde olmus. Komunist binalar ya cok sikici, insanin icini karartan ve asik suratli oluyorlar ya da komunizmin gucunu cumle aleme duyurmak icin heybetli, gereksiz yere goterisli, ama illa ki insanda “evet, gucluler” hissi uyandiran cinsten oluyor. Sunun bir ortasini bulsalarmis belki de komunizmin sonu bu kadar cabuk gelmezmis (mimariden siyaset ve ekonomi tarihi analizleri yapan bos insana bagladim). Krallik donemi ve komunizmden sonra 90lar sonrasi yeniden kurulmaya calisilan Varsova donemi baslamis. Kapitalizmin karga tulumba, salyalarini sacarak girdigi cogu dogu blogu baskenti gibi Varsova’da da yuksek binalar, alisveris merkezleri, plazalar cirkin cirkin yukselmeye baslamis, bu defa zenginligin ve “gelisimin” simgesi olarak. Iste sehre yaklasirken boyle bir goruntu karsiliyor insani: krallik doneminden kalma gorunumlu binalar, komunist binalar ve plazalar. Cirkin.
Hangi rehberi acsaniz, nereye baksaniz ayni sey “Bu bina eskiden bilmem neydi, ama 2. Dunya Savasi’nda yikildi. Sonra yeniden yapildi”. Cok garip bir his. Baktigin sey aslinda dortyuz yildir orada duruyor, ama sadece 40 yil once yapilmis. Ajda Pekkan gibi :) Saka bir yana, insanda garip bir his uyandiriyor. Birincisi, boyle bir yikimin nasil olabilecegini soruyorsunuz. Yasayan disinda kimsenin aklinin almayacagi bir sey. Ikincisi, sahte gibi geliyor. Piril piril parliyor her sey. Boyle bir bos yani. Ben ki tarih-arkeoloji islerine gonul vermisimdir, sikinti basti resmen. Bu uzun girizgahtan sonra kayda deger gordugum birkac seyden bahsedeyim (bin bilmem kac yillik sehri omlet yapan insana bagladim bu defa da).
Polonya cok katolik bir ulke. Komunizm “din yok, aq” dedikce daha da bir imana gelmisler, her baski rejiminin yasakladigi seyin daha cok ayagina dolanmasi gibi. Bir onceki papa Polonyaliymis. Papa 2. Jan Pol. Hani Mehmet Ali Agca’nin 1981’de suikast girisiminde bulundugu papa. Polonyalilar ulkelerinden papa cikmis olmasindan dolayi cok gurur duyuyorlar sanirim ki kendisinin portresi, afisi her yerde. Her kose basinda, her kilise cephesinde, her dukkanda, bilhassa turistlik hediye dukkanlarinda, duty free’de surekli bir Jan Pol gordukten sonra bana afakanlar basti tabii ki de. Gruptaki tek musluman olarak da cok rahatsiz oldum, hakir goruldum, bu Avrupalilari Allah bildigi gibi yapsin… diyecegimi saniyorsaniz beni tanimiyorsunuz :) Ama bu blogu sadece beni taniyanlar okuduguna gore demek ki demiyorsunuz :) Saka bir yana kilise gercekten cok guclu Polonya’da. Kararlara mudahale gucune sahip.
Polonya yargitay mahkemesinin Varsova’da guzelce bir binasi var. Bina 1996-1999 arasi yapilmis ve komunizm sonrasi “modernlik yarisinda artik kimse onumuzu alamaz” dalgasindan nasibini almis. Binanin girisi olarak tasarlanan kisimda karyatit sutunlar tasima unsuru olarak kullanilmis. Cok guzel, heybetli duruyorlar. Bilen goz, hemen fotografta bir seyi fark edecektir. Atinali karyatitler ciplakken Varsovali karyatitler giyinik. Herhalde mimarlar yargitay onunde de ciplak kadin heykeli dustursuzluk olur deyip bi oto-sansur uygulamislar. Yalniz bu ulemaya kafi gelmemis. Bu bina onemli bir kilisenin yolu ustunde. Yani o kilisenin rahipleri ise gidip gelirken bu karyatitleri goruyorlar. Polonya merkez kilisesi papazi (Polonya ark bisopu galiba bu) ya da iste benzer derecede onemli kisilerden olusan kurul binaya destur vermemis. Memleketin en yuksek mahkemesinin onune boylu boyunca kadin heykelleri diktiginiz yetmiyormus gibi bir de abdestimizi mi bozacaksiniz demisler. Kilisenin ve tutucularin elestrileri baskin cikmis ve binanin giris kismi degitirilmis. Giris, normalde arka taraf olarak planlanan cirkin cirkin sutunlarin dikildigi kisima tasinmis ve onune bence cok cirkin olan Guven Park’takine benzer savas sahnesi heykeli yapilmis. Karyatitlerin tasidigi orjinal giris de havuzlu mavuzlu, sulu sepelek bir seye donusturulmus. Binyillardir yuklerini baslarinin ustunde tasiyan karyatitlerin cilesi gene bitmemis yani…

Varsova’nin cileden nasibini alan bir diger yeri de unlu Varsova gettosu. Ikinci dunya savasi basladiginda Varsova nufusunun %30’undan fazlasi yahudiymis. Varsova gettosu yaklasik 400.000 kisiyle Avrupa’daki en buyuk gettoymus. Hitler'in yahudi soykirimina hemen savasin baslamasiyla baslamadigini belgesellerden ogrendik cok sukur. Basta kendilerine hayati zindan etmek, gettolara kapatmak, kamplara gondermek, hapse atmak gibi seyler yapiyormus. Sonradan, sanirim savasin ucuncu yilindan sonra kamplardaki yahudileri sistematik olarak oldurmeye baslamis. Savasin sonuna dogru da kaybetmenin hirsiyla iyice cigrindan cikmis yontemler kullanmis. Varsova gettosunda da 1942’ye kadar olum kamplarina gondermeler yasanmamis, ama sonrasinda da onunu alamamislar. 1943 yilinda getto baskaldirisi yasanmis. Yaklasik uc ay suren baskaldiri boyunca gettoda yasayan yahudiler, nazi askerlerine direnis gostermisler, ki askerler boyle bir direnisi hic beklemiyorlarmis. Tabii ki hikaye yahudiler icin mutlu sonla bitmemis. Almanlar getonun duvarlarini, yani bir nevi gettoyu yikarak bu isi kokunden halletmisler. Bugun, gettoyu cevreleyen duvarlarin gectigi yere Varsova buyuksehir belediyesi “1940-1943 Getto Duvari” yazan pirinc plaka yerlestirmis. Sehrin kaldirimlarinda, getto siniri boyunca kesintisiz devam ediyor bu hat. Yirmi santim kalinliginda bir duvarin ayirdigi dunyalar icin ise ayni seyi soyleyemiyoruz. Duvarin otesi olum, berisi yasam. Beride kalanlar, ayni zamanda geride kalanlar.

Bu duvarin gectigi yeri cok aradik gece yolda yururken cunku toplantiya birlikte gittigimiz is arkadaslarimdan birinin partnerinin ailesi Varsova gettosundan gelmeymis. Ordan Paris’e kacmislar. Calisip didinip para biriktirip her sene bir kardeslerini daha Paris’e kacirmislar. Bu isler sirayla oldugundan en buyuk kardesten en kucuge dogru gidiyorlarmis. En kucuk kardesleri, onlar parayi denklestirip kardeslerini kaciramadan toplama kampina gonderilmis. Bunun uzerine daha da soz soylemeyi gereksiz buluyorum.
Adini hatirlamadigim bir kilise-okul aklimda kaldi bir de. Dini bir okul. Manastir gibi ama daha siki bir yer. Tabii ki de varlikli ailelerin kizlari icin. Kizlar bu okula ergenlik doneminde girip bir daha cikmiyorlarmis. Cikmiyorlarmis derken kelimenin gercek anlamiyla binadan cikmiyorlarmis, cunku bu kilise-okulun kati kapalilik kurali varmis. Dis dunyadan olan ihtiyaclari idare tarafindan karsilaniyormus. Kizlar ise omurlerini din ve egitim ile geciriyorlarmis. Aktarilmayan bilginin kime ne hayri oldugu konusunu simdilik bir tarafa birakalim, cunku bu okulda beni benden alan asil sey istisnai durum diye anlatilan sey. Bu okul o kati kapalilik kuralini yikip kapilarini toplamda iki kere, resmi olarak bir kere acmis. Resmi olmayani getto direnisi isyani sirasinda. O donem rahibeler sivil halka yemek vermis, hemsirelik yapmis. Sonra tekrar kapatmislar kapilari. Resmi olan ikincisi ise 1944 yilinda. Hitler yendildigini anlayip de isgal ettigi yerlerden geri cekilirken geride kelimenin gercek anlamiyla yangin yeri birakma emri verdiginden, askerler, hem onlerine geleni oldurmeye hem de her seyi yikmaya baslamislar. Iste bu donemde bu kilisenin yuregi sevgi dolu (!) rahip ve rahibeleri kiliseyi yaralilarin tedavisi icin acmislar kapilari… Savas 1939 eylulunde basliyor, sen savasin sonuna, 1944 agustosuna kadar sanki hayat normal devam ediyormus gibi egitim-ogretim, dua-ayin devam ediyorsun hayatina. Nasil bir Allah aski arkadas seninki! Dunya savasi koparken kapali kapilar ardinda ucyuz yillik geleneklerini surdurmek nasil bir sey? Bunun nasil mumkun oldugunu acikcasi anlayamiyorum.
Bir de Marie Curie'nin dogup buyudugu evi gorduk. Pek sirin masallah. Yalniz o evin Marie Curie'ye ait oldugunu anlamak icin kapinin ustune konmus A4 buyuklugundeki levhayi gormek gerekiyor... Papa'nin resmi her yerde bayrak gibi dalgalansin, iki dalda birden nobel odulu alan ilk bilimcinin adini kapi zillerinde ara!!! Cok fena cifte standart yapmissin Varsova!
Iste Varsova boyle gecti. Son olarak turistik bilgi baglaminda iste sehrin ortasindan nehir geciyor. Vistul nehri. Bir de bir suru saray var ama ben onlari gormedim. Sanirim Varsova’ya dair soyleyeceklerim bitti.
31 Ekim 2011 Pazartesi
Buyuk sehir styla
Gebze-Ankara-Groningen-Paris. Hayatimi kronolojik sirayla bu sehirlerde gecirdim. Bir kucuk, bir buyuk, bir kucuk, bir buyuk sehir olmus. Buyuk sehirde yasamanin kucuk sehirde yasamaktan farki ne deseler cevabim cok net: anti-perspirant ve gunluk ped.
Bu iki fark hayat tarzina iliskin pek cok seyi kapsiyor aslinda. Pek cok seyin sonucu desem daha dogru olacak herhalde. Kosturmaca, trafik, zaman kaybi, kendine ayiracak zamanin olmamasi, uzun calisma saatleri, daralan kisiel alan...
Tam iki bucuk sene once alip sadece bir kere kullandigim anti-perspirantim Paris'e tasindigimdan beri kullandigim icin bitmeye yaklasti. Doktor tavsiyesiyle bir suredir kullanmadigim gunluk ped evde, ofiste, cantada, her yerde. Sabah kahvesini dus alirken icmek ve metroda makyaj yapmayi saymiyorum bak, cunku onlarin muadili yok. Insanlik disi kosullar onlar, ama benim her gunumun gercegi. Bir gun ya kahveyi ustume dokucem ya da goz kalemiyle gozumu cikaricam, o olacak!
Bu iki fark hayat tarzina iliskin pek cok seyi kapsiyor aslinda. Pek cok seyin sonucu desem daha dogru olacak herhalde. Kosturmaca, trafik, zaman kaybi, kendine ayiracak zamanin olmamasi, uzun calisma saatleri, daralan kisiel alan...
Tam iki bucuk sene once alip sadece bir kere kullandigim anti-perspirantim Paris'e tasindigimdan beri kullandigim icin bitmeye yaklasti. Doktor tavsiyesiyle bir suredir kullanmadigim gunluk ped evde, ofiste, cantada, her yerde. Sabah kahvesini dus alirken icmek ve metroda makyaj yapmayi saymiyorum bak, cunku onlarin muadili yok. Insanlik disi kosullar onlar, ama benim her gunumun gercegi. Bir gun ya kahveyi ustume dokucem ya da goz kalemiyle gozumu cikaricam, o olacak!
30 Ekim 2011 Pazar
Dans pisti
Dans pisti cok enteresan bir yerdir. Muzik basladiginda ilk etapta ortayas ustu, ama henuz yasli olmayan, teyzeler dans etmeye baslar. Deli cesareti. Onlara gene ortayas ustu, ama yasli olmayan amcalar eslik eder. O teyzeler ve amcalar kendilerini muazzam hissederler. Herkes onlara bakar. Pistte baskasi yoktur. Ortamin krali onlardirlar. O arada illa ki kendini kaybetmiscesine, tek basina dans eden biri daha cikar. Kadin ya da erkek olmasi onemli degil. Bu kisi hep yalnizdir ve kokain extacy cakmis gibi acayip enerjik dans eder. Alkolun kana karismasiyla birlikte daha genc ve daha akli selim olan kizlar ve oglanlar da dans etmeye baslar. O noktada ortamdaki guc dengesi degisir.
Dans eden genc kizla dirsek mesafesine geldikten sonra pisti ilk terk eden ortayas ustu ama yasli olmayan teyze olur. Ortayas ustu ama yasli olmayan teyze sanirim o noktada "Nerden cikti bu citirlar? Ben ne guzel kralice gibi dans ediyordum. Allah belani versin, yelloz!" diye bi gerilir. Zira artik kralice degildir. Gozler onda degildir. Aksine dans eden gencecik citirlarin icinde dans eden yasli bir teyzedir artik. Bu duygu hos olmasa gerek. Iste teyze pisti boyle terk eder.
Sonra kendini kaybetmiscesine dans eden kisi gider. Insanlar halim selim dans ederken onun hareketleri goze batar ve kimse ona ayak uydurmaya niyetli degildir. Extacy kafasi "Sizin ruhunuz olmus!" diye bi sinir olup gider. Arada donusler yapar, ama hicbir geri donusu kalici olmaz.
Ortayas ustu ama yasli olmayan amca hic kendini bu islerle uzmez. O ince ince bir kosede dans etmeye devam eder. Arada bir yanindaki yoresindeki kizlara pas atar, ama tabii ki de ger pas almaz. Kendi halinde dansina devam eder. Pistten giderse de bu gerginlikten degil cani sikildigi ya da yoruldugu icindir.
Butun bu dans furyasi baslamadan once bos olan barin onu, artik dolmustur: ortayas ustu ama yasli olmayan amcalar ve teyzeler ile extacy kafasinda dans eden abiler ve ablalar orda bira-sigara icip muhabbet etmektedirler. Ortamin ve gecenin formati degismistir.
Bu boyledir.
Groningen'de Sphigel'deki kirmizi-siyah damali pantolonlu amcayi ve kisa etekli sarisin teyzeyi hatirlayalim. Iste o evrensel bir olguymus. Dun aksam bunu gordum.
Hayatim boyunca ortayas ustu ama yasli olmayan teyzenin dirsek temasina gecti mi ortamdan kactigi genc hatun olarak kalmayacagimi biliyorum. Maksimum birkac sene daha ekmek yerim bundan. Sonra artik para etmez. Benim tek temennim ortayas ustu ama yasli olmayan dans eden teyze olmamak. Yalebbi isallah dinimiz amin!
Dans eden genc kizla dirsek mesafesine geldikten sonra pisti ilk terk eden ortayas ustu ama yasli olmayan teyze olur. Ortayas ustu ama yasli olmayan teyze sanirim o noktada "Nerden cikti bu citirlar? Ben ne guzel kralice gibi dans ediyordum. Allah belani versin, yelloz!" diye bi gerilir. Zira artik kralice degildir. Gozler onda degildir. Aksine dans eden gencecik citirlarin icinde dans eden yasli bir teyzedir artik. Bu duygu hos olmasa gerek. Iste teyze pisti boyle terk eder.
Sonra kendini kaybetmiscesine dans eden kisi gider. Insanlar halim selim dans ederken onun hareketleri goze batar ve kimse ona ayak uydurmaya niyetli degildir. Extacy kafasi "Sizin ruhunuz olmus!" diye bi sinir olup gider. Arada donusler yapar, ama hicbir geri donusu kalici olmaz.
Ortayas ustu ama yasli olmayan amca hic kendini bu islerle uzmez. O ince ince bir kosede dans etmeye devam eder. Arada bir yanindaki yoresindeki kizlara pas atar, ama tabii ki de ger pas almaz. Kendi halinde dansina devam eder. Pistten giderse de bu gerginlikten degil cani sikildigi ya da yoruldugu icindir.
Butun bu dans furyasi baslamadan once bos olan barin onu, artik dolmustur: ortayas ustu ama yasli olmayan amcalar ve teyzeler ile extacy kafasinda dans eden abiler ve ablalar orda bira-sigara icip muhabbet etmektedirler. Ortamin ve gecenin formati degismistir.
Bu boyledir.
Groningen'de Sphigel'deki kirmizi-siyah damali pantolonlu amcayi ve kisa etekli sarisin teyzeyi hatirlayalim. Iste o evrensel bir olguymus. Dun aksam bunu gordum.
Hayatim boyunca ortayas ustu ama yasli olmayan teyzenin dirsek temasina gecti mi ortamdan kactigi genc hatun olarak kalmayacagimi biliyorum. Maksimum birkac sene daha ekmek yerim bundan. Sonra artik para etmez. Benim tek temennim ortayas ustu ama yasli olmayan dans eden teyze olmamak. Yalebbi isallah dinimiz amin!
29 Ekim 2011 Cumartesi
ozet gececegim
Bir suredir yazamadim. Ama yazmak da istiyorum. O yuzden ozet gececegim.
1. Yasayan peynir yedim
Evet, bildiginiz yasayan peynir yedim. Fransiz peyniri bizim damak tadimiz icin agir. Ama rahmetli danismanim beni ve B.yi oyle bir cekti ki sarap-peynir dunyasina, simdi peynir secer olduk :) Buraya geldigimden beri de Groningen'de olmayan turleri degisik degisik deniyorum. Gecen cuma da yasayan cinsinden yedim. Piyasada bulunabilecek resmi bir peynir turu degil. Is yerinden bir arkadas memleketinden getirmisti. Tomme d'auvergne. Tomme peynir cinsi. Auvergne bolgenin adi.
Tomme d'auvergne'in ustunde kucuk kucuk orumcekcikler var. Evet, dogru okudunuz. Ben once kuf sandim. Ama rokfor cinsi degil. Ustelik kipir kipir da hereket ediyor! Bildigin yuruyor hayvan! Araknea familyasindan kucuk bir hayvancikmis kendisi. Peynirin tadi acayip guzeldi ama :) Kirmizi sarapla yedik. Isterdim ki T. ve B.yle bizim evde yapalim bunu...
Auvergne, Fransa'da en guzel kuflu peynirlerin yapildigi yermis, cunku burda bir suru magara varmis. Kuflu peynir de magarada yapiliyormus. Daha dogrusu peynir yapilip magaranin derinliklerine birakiliyormus nemden kuflensin diye. Tomme d'auvergne de oyle bir sey. Bildigin peyniri yapip, disini komple tuzla kapliyorlarmis, ki buraya kadar siradan tomme. Sonra, peyniri bu kucuk orumceklerle birlikte magaraya birakiyorlarmis ki orumcekler calissin, islerini yapsinlar. Sonuc muazzam. Hakikaten tadi cok guzeldi. Peynirden kestiginiz parcanin ustundeki orumcekciklerin buyuk bir kismini bicakla siyirip kaba geri koyuyorsunuz ki bir sonraki peynir yapiminda taze peynirle birlikte magaraya gidip calissinlar gene. Orumcek ziyan etmek yok yani. Ya yenecek ya da tabaga geri konacak.
Bu agir, keskin, kokulu keci ve inek peynirlerine bu kadar alistiktan sonra beyaz peynir beni kesmeyecek galiba artik. Gorecegiz...
2. Okuyup uflemede din sorunsali
Buraya daha once de yazip cizdigim gibi patronumdan hic haz etmiyorum. Kendisi ayni zamanda doktora danismanim da oldugu icin kapiyi vurup cikamiyorum da. Annemler de uzuluyor halime. Bir yandan bununla ugrasacagina tezini bitirip adam gibi is bulsaydin diyorlar, ki artik kendilerine hak veriyorum. Diger yandan olmusla olmuse care olmadigindan bana destek olmaya calisiyorlar. Annemin son onerisi sabahlari ise gidince bi ayet-el kursi okuyup patrona dogru uflemem...
Dini inanclari cok koklu olmasa da ayet-el kursi ile arasinda enteresan bir gonul bagi olan bir annenin kiziyim. Nasil ki yazin tatile giderken bepanthene illa ki cantaya atilir, cunku dusene, guneste yanana, sivrisinek isirigini kasiyip yara yapana vs. birebirdir bepanthene, bizim ayet-el kursi de oyle bir sey. Basimiz sikistiginda, dara dustugumuzde illa ki okunacak o. Bir de cok muhim bir sey varsa yedi kere okunacak. Mesela OSS'den onceki gece 7 kere ayet-el kursi okumus bi insanim :) Ilk ucaga bindigimde de yedilemistim ama artik duz ayak biniyorum. Neyse. Iste annemin onerisi ayet-el kursi okuyup P.ye karsi uflemem ki bana zarari dokunmasin.
Bu noktada soyle bi sorunla karsi karsiyayiz: P. katolik. Sonucta Fransa'dayiz. Dort bir yan buram buram katolik. Bizim P. de oyle. Klasik bati avrupa modeli: ibadet etmiyorum, kiliseye gitmiyorum ama icinde buyudum. Benim musluman olmam gibi. Neyse. Simdi bu durumda benim ayet-el kursi P.ye isliyor mu, yoksa katolik oldugu icin saylanmiyor mu? Bilemedim. Belki de vampire sarimsakla yaklasmak gibi: ben P.ye ayet-el kursi okuyup ufleyince P. sarmisak ya da hac gormus vampir gibi gotum gotum kacacak? Hakikaten bilemiyorum. Anneme soyledim. O da madem oyle, kendine ufle dedi :) Yani o ayet-el kursi okunacak, o nefes uflenecek, ona olmazsa kendine :) Bakalim, deneyecegim. P.ye karsi haci-hoca islerinden medet umar hale geldim. Allahim bu hallere dusecek kiz miydim ben?
Tee yillar once, master yaparken, bir arkadasim benim ODTU'yu 3 senede bitirmeme istinaden "Hizli kosan atin boku seyrek olur" demisti. That's exactly how my academic career turned out to be. Bilge bi insanmis kendisi.
Daha yazacaklarim var, ama yemek yiyip cikmam lazim. O yuzden bu yaziyi burada bitiriyoruz.
In a nutshell, ustunde hayvanciklar yasayan peynire rastlarsaniz yemekten cekinmeyin, ama cok gozunuz korkarsa bi ayet-el kursi okuyup ufleyin :)
1. Yasayan peynir yedim
Evet, bildiginiz yasayan peynir yedim. Fransiz peyniri bizim damak tadimiz icin agir. Ama rahmetli danismanim beni ve B.yi oyle bir cekti ki sarap-peynir dunyasina, simdi peynir secer olduk :) Buraya geldigimden beri de Groningen'de olmayan turleri degisik degisik deniyorum. Gecen cuma da yasayan cinsinden yedim. Piyasada bulunabilecek resmi bir peynir turu degil. Is yerinden bir arkadas memleketinden getirmisti. Tomme d'auvergne. Tomme peynir cinsi. Auvergne bolgenin adi.
Tomme d'auvergne'in ustunde kucuk kucuk orumcekcikler var. Evet, dogru okudunuz. Ben once kuf sandim. Ama rokfor cinsi degil. Ustelik kipir kipir da hereket ediyor! Bildigin yuruyor hayvan! Araknea familyasindan kucuk bir hayvancikmis kendisi. Peynirin tadi acayip guzeldi ama :) Kirmizi sarapla yedik. Isterdim ki T. ve B.yle bizim evde yapalim bunu...
Auvergne, Fransa'da en guzel kuflu peynirlerin yapildigi yermis, cunku burda bir suru magara varmis. Kuflu peynir de magarada yapiliyormus. Daha dogrusu peynir yapilip magaranin derinliklerine birakiliyormus nemden kuflensin diye. Tomme d'auvergne de oyle bir sey. Bildigin peyniri yapip, disini komple tuzla kapliyorlarmis, ki buraya kadar siradan tomme. Sonra, peyniri bu kucuk orumceklerle birlikte magaraya birakiyorlarmis ki orumcekler calissin, islerini yapsinlar. Sonuc muazzam. Hakikaten tadi cok guzeldi. Peynirden kestiginiz parcanin ustundeki orumcekciklerin buyuk bir kismini bicakla siyirip kaba geri koyuyorsunuz ki bir sonraki peynir yapiminda taze peynirle birlikte magaraya gidip calissinlar gene. Orumcek ziyan etmek yok yani. Ya yenecek ya da tabaga geri konacak.
Bu agir, keskin, kokulu keci ve inek peynirlerine bu kadar alistiktan sonra beyaz peynir beni kesmeyecek galiba artik. Gorecegiz...
2. Okuyup uflemede din sorunsali
Buraya daha once de yazip cizdigim gibi patronumdan hic haz etmiyorum. Kendisi ayni zamanda doktora danismanim da oldugu icin kapiyi vurup cikamiyorum da. Annemler de uzuluyor halime. Bir yandan bununla ugrasacagina tezini bitirip adam gibi is bulsaydin diyorlar, ki artik kendilerine hak veriyorum. Diger yandan olmusla olmuse care olmadigindan bana destek olmaya calisiyorlar. Annemin son onerisi sabahlari ise gidince bi ayet-el kursi okuyup patrona dogru uflemem...
Dini inanclari cok koklu olmasa da ayet-el kursi ile arasinda enteresan bir gonul bagi olan bir annenin kiziyim. Nasil ki yazin tatile giderken bepanthene illa ki cantaya atilir, cunku dusene, guneste yanana, sivrisinek isirigini kasiyip yara yapana vs. birebirdir bepanthene, bizim ayet-el kursi de oyle bir sey. Basimiz sikistiginda, dara dustugumuzde illa ki okunacak o. Bir de cok muhim bir sey varsa yedi kere okunacak. Mesela OSS'den onceki gece 7 kere ayet-el kursi okumus bi insanim :) Ilk ucaga bindigimde de yedilemistim ama artik duz ayak biniyorum. Neyse. Iste annemin onerisi ayet-el kursi okuyup P.ye karsi uflemem ki bana zarari dokunmasin.
Bu noktada soyle bi sorunla karsi karsiyayiz: P. katolik. Sonucta Fransa'dayiz. Dort bir yan buram buram katolik. Bizim P. de oyle. Klasik bati avrupa modeli: ibadet etmiyorum, kiliseye gitmiyorum ama icinde buyudum. Benim musluman olmam gibi. Neyse. Simdi bu durumda benim ayet-el kursi P.ye isliyor mu, yoksa katolik oldugu icin saylanmiyor mu? Bilemedim. Belki de vampire sarimsakla yaklasmak gibi: ben P.ye ayet-el kursi okuyup ufleyince P. sarmisak ya da hac gormus vampir gibi gotum gotum kacacak? Hakikaten bilemiyorum. Anneme soyledim. O da madem oyle, kendine ufle dedi :) Yani o ayet-el kursi okunacak, o nefes uflenecek, ona olmazsa kendine :) Bakalim, deneyecegim. P.ye karsi haci-hoca islerinden medet umar hale geldim. Allahim bu hallere dusecek kiz miydim ben?
Tee yillar once, master yaparken, bir arkadasim benim ODTU'yu 3 senede bitirmeme istinaden "Hizli kosan atin boku seyrek olur" demisti. That's exactly how my academic career turned out to be. Bilge bi insanmis kendisi.
Daha yazacaklarim var, ama yemek yiyip cikmam lazim. O yuzden bu yaziyi burada bitiriyoruz.
In a nutshell, ustunde hayvanciklar yasayan peynire rastlarsaniz yemekten cekinmeyin, ama cok gozunuz korkarsa bi ayet-el kursi okuyup ufleyin :)
16 Ekim 2011 Pazar
En retard
Guzel turkcemizin Fransizca'dan asortladigi bir diger sozcuk: rotar. Benim hayatimda su an rotarda.
Eylulde vermeyi umdugum tez (bknz. optimisim bias) temmuz ayini komple ev aramakla gecirdigim icin ertelendi. Yeni patronum tabir-i cazise bitch. Kendisi ayni zamanda doktora danismanim olmasina ragmen doktorami zerre kadar zikine sallamiyor. Ozel sirket ve postane mantigi arasinda gidip gelen kafasiyla yonettigi arastirma labinda insanlarin calisma motivasyonu, arastirma yapmaktan alinan icsel doyum degil de aksam eve gidecek olmanin huzuru. Is yerindeki tukenmislik sendromunun ustune bir de toplu tasimada gecen gidis-donus 2,5 saatin yorgunlugunu ekle. Hal boyle olunca benim tez gene kaldi. Eylul olmadi. Hadi ekim olsun dedim. Ne de olsa bu isler buyuk Turk dusunurun de dedigi gibi : verirsen ekime, vermezsen... Gene kaldi. Kasimda asil danismanim Sili'ye gidiyor. Kongre icin o kadar yol gitmisken de haliyle 6 hafta, yani yilbasina kadar kaliyor. Bir kere ertelendi. Inanamadim. Ikinci kere ertelendi. Artik daha ertelenmez dedim. Ucuncu kere ertelendi. Kasim olsun, danisman gitmeden verelim dedim. Gene ertelendi. Gunde 2 saat calismayla tez yazilamayacagi ve artik gercekci olmak gerektigi icin Sili donusune biraktik.
Bu arada patron beni calismamakla itham ediyor. Fransizca arastirma yaparsak ne kadar otonom olabilirim ki? Olmam tabii ki. Ama o bunu dusunmuyor. Dedim ya ozel sirket kafasi diye. Toplam urune bakiyor. Uzatmayacak kontrati. Paris, au revoir!
Bu arada ben aylardir tezle cebellestigim icin erteledigim seyleri fark ediyorum. Misal afili filintalarin blogunda bi oyku dizisi var. Ula ile sevgilisi. Ilk ikisini okumustum. Simdi 8 mi ne oldu. Guya tez bitecek de onu okuyacagim. Sonra, her ayin ilk pazari Paris'te muzelerin cogu ucretsiz. Burada muzeler pahali oldugundan ve ben artik ogrenci olmadigimdan gayet guzel bir firsat. Lakin ben pazar gunleri calistigim icin evdeyim. Guya tez bitecek de pazar gunu bedava muzeye gidecegim. Birak bedavasini paralisina bile sadece bir kere gidebildim! Festivaldi oydu buydu oldu bitti gitti. Ben onlara da tez bitince gidecegim. Yaz geldi gecti, parklar civil civil. Bazi gunler gittim birkac saat oturdum ama kafamda hep tez. Iki ay once basladigim kitap hala yatagin kenarinda (Max Frisch'in benlik karmasasini en guzel isledigi kitabini tez yzarken okumak hic de akil kari degilmis). Film arsivimden sadece bir film izledim geldigimden beri. Izledigim filmleri izlemek, kafami daha az yordugundan (bknz. mental workload) nadiren film izlersem de eskileri izlemeye devam ediyorum. Bir kere bile sinemaya gitmedim. Herkesler bir midnight in paris modunda. Ben filmi gormeden gosterimden kalkti. Kizilirmak sinemasi vardi Ankara'da. Eski filmleri, gosterimden kalkmis filmleri ya da populer olmadigi icin gosterimde kisa kalmis filmleri gosterirlerdi. Oyle bi sinema bulup izlerim artik bi ara. Hatta Kizilirmak duruyor olsa orda izlerdim. Ama kapandi. Baska bir sinema aldi galiba orayi. Tam da hatirlamiyorum. Guzel bir Dali sergisi kacirdim. Simdi Picasso var. Bunu kacirmamayi umuyorum. Normalde 500 euro olan fransizca derslerinin 150 euroluk versiyonuna secildigim halde tezle ugrasiyorum diye kayit yaptirmadim. Baharda tekrar denerim sinavi dedim. Yani iste boyle boyle bir suru seyi tezle ugrasmak ya da tez dusuncesinin kafami fazlasiyla mesgul etmesi sebebiyle erteledim. Simdi queen of the bitch patronum kontratimi uzatmayinca tasi taragi toplayip ayrilacagim paris'ten. Alti ay paris'te kalip tezle ugrasip tasinmis olacagim. Bi mutsuzluk hasil tabii ki.
Tez kabak tadi verdi. Askerlik gibi oldu. Bitmyior. Gun sayiyorsun bitmiyor. Hollanda sisteminde millet makalelerini doktorasini yaparken yaziyor cunku Amerika'daki gibi yogun T.A.lik gorevi ve dersler yok. Ben doktoramin 1,5 senesini danismanimin vefatindan sonra isleri yoluna koymaya calisarak gecirdim. Iki gun once Varsova'da bi toplantidaydim. Ingiltere'den biriyle konusuyorduk. Bir arkadasinin danismani olmus doktoranin ortasinda. Adam bir sure yeni danismanla devam etmeye calismis. Ama olmamis. Birakmis. Zira benim Tr'deki master danismanim da "Ben birakacagini dusunmustum. Danisman oldukten sonra doktora cok zor." demisti. Bir yandan sirf devam etmis olmam, makale basmam, tezi de gec de olsa vermem bile taktire sayan diye dusunuyorum. Diger yandan, alanin gurusu haline gelmis olan rahmetli danismanim yasasaydi onumde acilacak firsatlari dusunmekten kendimi alamiyorum. Insan dogasi iste.
Bugun gene pazar. Ben gene evdeyim. Ama bu hafta iki arkadasla "how to become a prisian in one hour" diye bir gosteriye gidecegim. Memlekette expat cok oldugundan mini cakal abinin biri parislilerin, yabancilar tarafindan hoslanilmayan, tuhaf karsilanan ya da anlam verilemeyen yonleriyle dalga gecen bir gosteri hazirlamis ingilizce. Gosteriyi izlerken biz yabancilar, parislilerin gercekten de algiladigimiz gibi insanlar olduklarina ikna olup (bknz. self-fulfilling prophecy) baskalarinin da bizim gibi dusundugunu gorup (bknz. false consensus bias) onyargilarimizla mutlu mesut yasamaya devam edecegiz.
Semsiye acilmis coktan. Bari kalan iki ayimi biraz daha rahat gecireyim diyorum. Dort sene Hollanda'da, protestan etigin gobeginde kaldim. Ama Hollanda'nin bilimini ve teknolojisini alip kulturunu almadim. Hic protestan etik kafasina gelemedim :) Dort aydir Fransa'dayim. Bilimine de teknolojisine de cok gicigim. Ama katolik rehaveti pek guzel geldi :) "En kotu ihtimalle gider papaza gunah cikaririm" kafasi bambaska :) Buyuk Ispanyol dusunurun de dedigi gibi: Mañana, mañana*.
* Yarin, yarin.
Eylulde vermeyi umdugum tez (bknz. optimisim bias) temmuz ayini komple ev aramakla gecirdigim icin ertelendi. Yeni patronum tabir-i cazise bitch. Kendisi ayni zamanda doktora danismanim olmasina ragmen doktorami zerre kadar zikine sallamiyor. Ozel sirket ve postane mantigi arasinda gidip gelen kafasiyla yonettigi arastirma labinda insanlarin calisma motivasyonu, arastirma yapmaktan alinan icsel doyum degil de aksam eve gidecek olmanin huzuru. Is yerindeki tukenmislik sendromunun ustune bir de toplu tasimada gecen gidis-donus 2,5 saatin yorgunlugunu ekle. Hal boyle olunca benim tez gene kaldi. Eylul olmadi. Hadi ekim olsun dedim. Ne de olsa bu isler buyuk Turk dusunurun de dedigi gibi : verirsen ekime, vermezsen... Gene kaldi. Kasimda asil danismanim Sili'ye gidiyor. Kongre icin o kadar yol gitmisken de haliyle 6 hafta, yani yilbasina kadar kaliyor. Bir kere ertelendi. Inanamadim. Ikinci kere ertelendi. Artik daha ertelenmez dedim. Ucuncu kere ertelendi. Kasim olsun, danisman gitmeden verelim dedim. Gene ertelendi. Gunde 2 saat calismayla tez yazilamayacagi ve artik gercekci olmak gerektigi icin Sili donusune biraktik.
Bu arada patron beni calismamakla itham ediyor. Fransizca arastirma yaparsak ne kadar otonom olabilirim ki? Olmam tabii ki. Ama o bunu dusunmuyor. Dedim ya ozel sirket kafasi diye. Toplam urune bakiyor. Uzatmayacak kontrati. Paris, au revoir!
Bu arada ben aylardir tezle cebellestigim icin erteledigim seyleri fark ediyorum. Misal afili filintalarin blogunda bi oyku dizisi var. Ula ile sevgilisi. Ilk ikisini okumustum. Simdi 8 mi ne oldu. Guya tez bitecek de onu okuyacagim. Sonra, her ayin ilk pazari Paris'te muzelerin cogu ucretsiz. Burada muzeler pahali oldugundan ve ben artik ogrenci olmadigimdan gayet guzel bir firsat. Lakin ben pazar gunleri calistigim icin evdeyim. Guya tez bitecek de pazar gunu bedava muzeye gidecegim. Birak bedavasini paralisina bile sadece bir kere gidebildim! Festivaldi oydu buydu oldu bitti gitti. Ben onlara da tez bitince gidecegim. Yaz geldi gecti, parklar civil civil. Bazi gunler gittim birkac saat oturdum ama kafamda hep tez. Iki ay once basladigim kitap hala yatagin kenarinda (Max Frisch'in benlik karmasasini en guzel isledigi kitabini tez yzarken okumak hic de akil kari degilmis). Film arsivimden sadece bir film izledim geldigimden beri. Izledigim filmleri izlemek, kafami daha az yordugundan (bknz. mental workload) nadiren film izlersem de eskileri izlemeye devam ediyorum. Bir kere bile sinemaya gitmedim. Herkesler bir midnight in paris modunda. Ben filmi gormeden gosterimden kalkti. Kizilirmak sinemasi vardi Ankara'da. Eski filmleri, gosterimden kalkmis filmleri ya da populer olmadigi icin gosterimde kisa kalmis filmleri gosterirlerdi. Oyle bi sinema bulup izlerim artik bi ara. Hatta Kizilirmak duruyor olsa orda izlerdim. Ama kapandi. Baska bir sinema aldi galiba orayi. Tam da hatirlamiyorum. Guzel bir Dali sergisi kacirdim. Simdi Picasso var. Bunu kacirmamayi umuyorum. Normalde 500 euro olan fransizca derslerinin 150 euroluk versiyonuna secildigim halde tezle ugrasiyorum diye kayit yaptirmadim. Baharda tekrar denerim sinavi dedim. Yani iste boyle boyle bir suru seyi tezle ugrasmak ya da tez dusuncesinin kafami fazlasiyla mesgul etmesi sebebiyle erteledim. Simdi queen of the bitch patronum kontratimi uzatmayinca tasi taragi toplayip ayrilacagim paris'ten. Alti ay paris'te kalip tezle ugrasip tasinmis olacagim. Bi mutsuzluk hasil tabii ki.
Tez kabak tadi verdi. Askerlik gibi oldu. Bitmyior. Gun sayiyorsun bitmiyor. Hollanda sisteminde millet makalelerini doktorasini yaparken yaziyor cunku Amerika'daki gibi yogun T.A.lik gorevi ve dersler yok. Ben doktoramin 1,5 senesini danismanimin vefatindan sonra isleri yoluna koymaya calisarak gecirdim. Iki gun once Varsova'da bi toplantidaydim. Ingiltere'den biriyle konusuyorduk. Bir arkadasinin danismani olmus doktoranin ortasinda. Adam bir sure yeni danismanla devam etmeye calismis. Ama olmamis. Birakmis. Zira benim Tr'deki master danismanim da "Ben birakacagini dusunmustum. Danisman oldukten sonra doktora cok zor." demisti. Bir yandan sirf devam etmis olmam, makale basmam, tezi de gec de olsa vermem bile taktire sayan diye dusunuyorum. Diger yandan, alanin gurusu haline gelmis olan rahmetli danismanim yasasaydi onumde acilacak firsatlari dusunmekten kendimi alamiyorum. Insan dogasi iste.
Bugun gene pazar. Ben gene evdeyim. Ama bu hafta iki arkadasla "how to become a prisian in one hour" diye bir gosteriye gidecegim. Memlekette expat cok oldugundan mini cakal abinin biri parislilerin, yabancilar tarafindan hoslanilmayan, tuhaf karsilanan ya da anlam verilemeyen yonleriyle dalga gecen bir gosteri hazirlamis ingilizce. Gosteriyi izlerken biz yabancilar, parislilerin gercekten de algiladigimiz gibi insanlar olduklarina ikna olup (bknz. self-fulfilling prophecy) baskalarinin da bizim gibi dusundugunu gorup (bknz. false consensus bias) onyargilarimizla mutlu mesut yasamaya devam edecegiz.
Semsiye acilmis coktan. Bari kalan iki ayimi biraz daha rahat gecireyim diyorum. Dort sene Hollanda'da, protestan etigin gobeginde kaldim. Ama Hollanda'nin bilimini ve teknolojisini alip kulturunu almadim. Hic protestan etik kafasina gelemedim :) Dort aydir Fransa'dayim. Bilimine de teknolojisine de cok gicigim. Ama katolik rehaveti pek guzel geldi :) "En kotu ihtimalle gider papaza gunah cikaririm" kafasi bambaska :) Buyuk Ispanyol dusunurun de dedigi gibi: Mañana, mañana*.
* Yarin, yarin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)