23 Aralık 2010 Perşembe

"Katya bir deli marti... inatla dans ediyor"*

Kucukken ne zaman cok hasta olsak annemlerin yatak odasinda yatardik. Acaba tek kisilik kendi ranzamizda yatmaktansa cift kisilik anne-baba yataginda yatmanin iyilesme surecimize ne gibi bir katkisi olmasi gerekiyordu? Bilmiyorum. Annemlerin de bildigini sanmiyorum. Oturdugumuz binada ebeveyn yatak odalari apartman bosluguna bakiyor. O yuzden apartmanin catisinda ne kadar marti varsa bunlarin sesinin en iyi duyuldugu yer yatak odasi.

Marti dedigin ciglik cigliga bir kus. Bana nedense kus gibi degil de kendi basina bir birey gibi gelir marti. Agresiftir. Bas bas bagirir varligini duyurmak icin. Sehir hatlari vapurunda giderken gerekirse bir martinin baska bir martinin agzindan yemegini kaptigini gorursunuz. O kadar da pistir icten ice. Ama bir yandan da cok kendi basinadir. Ingilizce yaziyor olsam "individuated" derdim. Gene de ne hikmetse bir kere ayagi karaya basmaya gorsun hicbir marti kendi basina gezinmez ortalikta. Ornegin Haydarpasa'nin onundeki dalgakiranin ustu silme marti doludur her daim. Kanatlari cirpmaz oldu mu da bir o kadar "integratedlar" yani (evet, evet, o unlu BID modeli aslinda martilara da uygulanabilir). Oyle de guzeller boyle de guzeller.

Anu'nun Besiktas'taki evinin catisina yuva yapmislardi martilar. Tabi ben yilda bir kere kaldigimdan benim icin sorun yok, ama Anu hep sikayet ederdi cok gurultucu olduklarindan. Ben de cocuklugumdaki hastalik gunlerimden biliyorum esasen. Marti dedigin yaygara yapar. Ama Groningen'in martilari cok sakin. Kanalin hemen kenarinda yasiyorum. Dort sene oldu. Daha bir kere marti gurultusuyle uyandigimi bilmem. Hatta kanalin ustunde ordekten baska kusun ottugunu duymadim. Sehrimizde pazar kuruldugu gunlerin aksaminda pazar yerinde artakalan balik parcalarinin basina ususurler, ama gene de oyle bir kavga gurultu, o benim baligim, cek gagani harcamayayim seni burda, once ben gordum, gidiyorum olm ben... gibi seslere rastlayamazsiniz. Oyle kendi hallerinde coplenirler.

Nerede okudugumu hatirlamiyorum. Bir tiyatro oyuncusu (kim oldugunu da hatirlamiyorum) ne zaman yurt disina gitse martilara ekmek verirmis. Ne hikmetse zengin Kuzey Avrupa ulkelerindeki martilar, bizim martilarin iki lokma kapmak icin Karakoy-Kadikoy arasini komple uctukari ekmegi durduklari yerde verince bile yemezlermis. Bir ulkenin refah devleti olup olmadigini burdan anlarim, demisti iste o tiyatro oyuncusu. Ben kendisinin ekmek kriterine ek olarak ciglik kriterini oneriyorum: Martilarin ne kadar ciglik attigindan ulkenin huzur seviyesini anlayabiliriz.

Istanbul'da martilar her zaman icin cok ozeldiler benim icin. "Katya" siirlerini ezberimizden okuyarak gecirdik lisenin son sinifini. Ankara'da marti yoktu. Kim kaybetmis de Ankaralilar bulsun oyle bir guzelligi... Groningen'de ise martilarin ruhu yok. Yani bildigin mucadele etmiyor hayvanlar. Bak "asil" martidan sonra "hayvan" kategorisine koydum dikkat edersen.

Kusun hayat gailesi mi olur, deme. Olur. Iste o hayat gailesinin varligi Istanbul'un martilarini Kadikoy-Karakoy-Eminonu-Besiktas arasinda ucurur durur. Yorulmak bilmezler. Bir de kimseye eyvallahi yoktur bunlarin. Istemezse o vapurun pesine takilmaz da sonrakini bekler ya da daha sonrakini... Pasa gonlu nasil isterse! Ve gene ayni hayat gailesinin yoklugu Groningen'in martilarini pazar kalktiktan sonra pazar yerine ususturur ve bir metre dahi kipirdatmaz. Gudumludur Groningen'in martisi. Kolunda saati yoktur ama sali-cuma-cumartesi saat 5 oldu mu Grote Markt'taki pazar yerine akar kendini bilmez bir sekilde. Istanbul'un martisi ekmeginin pesinde gururuyla varolmaya calisirken Groningen'in zaten besili olan martisi utanmasa baligi izgara ister ve onu bile begenmez.

Su hayatta marti olacaksan Istanbul'da olacaksin arkadas! Bir hayat gailen olacak. Istanbul'da olacaksin ki varliginin bir anlami olacak.

"Katya bir deli marti... inatla dans ediyor"*

* Ozlem Sezer

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder