20 Haziran 2010 Pazar

Supriz dogumgunu partisi :)


Gecenlerde dogumgunumdu. Son zamanlarda yasadigim genel memnuniyetsizlik haliyle, hic de dogumgunu modunda degildim. Hatta dogumgunum oldugu gun Groningen’de bile bulunmamayi dusunuyordum. Bunu da B.’ye acik acik soyledim ki bana surpriz yapmak icin milleti Paard van Troje’ye doldurup ne beni ne de kendilerini rezil etsinler. Ama onlarin aklindaki hesap daha baskaymis…

Dogumgunumden onceki cumartesi bana surpriz dogumgunu partisi planlamislar. Kanal turu icin bot kiralamislar! Ben, Paard’dan daha ote bir etkinlik beklemedigimden, onu da zaten istemedigimden, hele ki dogumgunum gelmeden vuku bulacak bir surpriz parti aklimdan bile gecmediginden gercekten muazzam surpriz oldu :) Kahve icmeye gidiyoruz diye bilgisayari bile kapatmadan, kot pantolon, beyaz askili bluz, sifir makyaj seklinde evden cikip boyle bir senligin ortasina dusunce tabii ki de aklim basimdan gitti! Cok sasirdim, cok mutlu oldum, acayip sevindim, sonra da kendi dogumgunu partimde en sumsuk kiz oldugumu (herkesler gayet giyinip suslenip gelmisti) farkedince de azicik bozuldum. Fotograflarda cemcuk agizli, sis gozlu, cadi sacli cikicam diye bozuldum:/ Bana hediye aldiklari elbiseyi hemen oracikta, botta, giyindim. Cok super bir organizasyon yapmislar: bira, sarap, barbeku, ve kanal turu :) Poseidon'un da o gun benden yana olacagi tuttu ki herhalde hava guzeldi, hic yagmur yagmadi.

Groningen’de yolumun kesistigi, benim icin ozel olan ve de o cumartesi gunu musait olan herkes ordaydi. Eindhoven’dan ve Gent’den (Belcika) gelmis bir ciftimiz vardi ki beni nasil mutlu ettiklerini tahmin bile edemezler. Marsilya’dan Groningen’e kadar sadece bir saat mola verip arabayla gelmis iki arkadasim eve girip, cantalarini birakip 25 dakika sonra bota gelmisler! Aman Allahim! Onuc (13) milletten adam gelmis!

Hepsine cok tesekkur ederim. Groningen’de gecirdigim ucbucuk senede doktora konusunda bir arpa boyu yol katedememis olsam da guzel dostlar edindigimi hatirlattilar bana. Cok mutlu ettiler beni!

Yapimda ve yayinda emegi gecen herkese tesekkur ederim!

Photo: Bana hazirladiklari posterlerden biri


p.s. Aksam yine de Drie Uiltjes ve Paard van Troje'ye gittik :)

12 Haziran 2010 Cumartesi

12th of June 2010



...
It's a fact not a choice*
...

* Netame albumunden All I can do

8 Haziran 2010 Salı

I don't sleep but I drink coffee instead ya da Uykusuz


Keske bu yazinin Uykusuz'la bir alakasi olsa... O zaman super eglenceli olabilirdi, ama maalesef hic de eglenceli olmayan ve dahi bana sikinti olan bir konu uzerine yazacagim.

Gecen kasim ayindan beri bana bir uykusuzluk hasil oldu. Gecen seneden beri hayatimda meydana gelen degisiklikler, doktoranin sonuna yaklasmis olmak ama alkol toleransi disinda bir arpa boyu yol almamis olmak, hala yapilmasi gereken isler... Oydu buydu derken uykularim kacti. Sevgili aile doktorum once hafif bir uyku ilaci verdi ama "Bu ilaci kullanmamaya calis" dedi. Hollandali doktorlar ya ilac yazmiyorlar ya da ilac yazip "ama kullanma" diyorlar. Zaytungun deyimiyle "boylesine mukemmel bir sistem kendi kendine var olmus olabilir mi?"... Ilaci, haftada bir iki kullanirken vucudum tolerans geclistirdi tabi. Bizim psikolojide habituation dedigimiz bir mevzu (Allahim, sonunda meslegimin erbabiymis gibi konusabiliyorum ben de! Sukurler olsun yalebbim!). Bu sefer de melatonin verdi cigerparem aile doktorum. Neyse ki bu defa kullanma gibi uyarilarda bulunmadi, cunku melatonine tolerans gelistirilmiyor. Melatonin uyku/uyaniklik dongusunu duzenleyen bir hormon. Karanlik olunca artip "bak hava karardi. evli evine koylu koyune. sen de yatagina" diyor. Hava aydinlaninca da azalip "haydi dostum, uyan artik. muktesem bir gun seni bekliyor!" diyor. Ben de her gun birinin bana uyku vaktinin geldigini hatirlatmasi icin bu kucuk hapciklari aliyorum. Hayirli olsun!

Gene de derdime ilac olmadi bu melatonin. Daha dogrusu stres ve kayginin oldugu yerde melatonin kazanina dussen ise yaramiyormus, ben bunu anladim. Gecenin bir vakti uyaniyorsun zink diye. Peki uyanip ne yapiyorsun?

Sevgili EdWood, hicbir sey dusunmemek, illa ki cok gerekirse sadece karanligi dusunmek, icinden sarki mirildanmamak, canini sikan seyleri aklinin ucundan bile gecirmemek, yorelerine dahi ugramamak ve cok kipirdamamak gibi tavsiyeler salik verdi. Bir kere basarili oldum. Nasil olduysa gercekten hicbir sey dusunmemeyi ve sadece karanliga odaklanmayi basardim ve pit diye geri uyudum. Acemi sansiymis... Bir daha olmadi. Peki baska baska ne yapiyorum?

Dogdugumuz andan itibaren cepten yemeye basladigimi beyin hucrelerimin olmesi gerekenden daha fazlasi sirf bu uykusuzluk yuzunden olmesin diye ben kendime "Sifir dusunce, sifir yok olus!" diye bir motto belirledim. Iste gece uyandigimda kendime "Yavrum Primavera, sifir dusunce, sifir yok olus" deyip kendimi uyumaya motive etmeye calisiyorum. Cok isleyen bir sistem degil. Hayatta da carpici bir propoganda slogani bulamam demek ki... En iyisi ben hic politikaya filan girmeyeyim. Sonra nacizhane okuma lambami acip Uykusuz okumaya basliyorum. Eger sansim yaver giderse bir yazi okuyana kadar uykum geliyor. Yani Uykusuz bana iyi geliyor. Ancak dun aksam Baris Uygur bitti, Erman Caglar bitti, Benim de Soyleyeceklerim Var'a yelken actim ve sonra pes ettim. Isigi kapatip bir kere daha uyumayi denemeye karar verdim. Bir saat sonra hala daha uyaniktim. Paris'te odam caddeye baktigindan araba seslerinden uyuyamadigim olurdu. Bilhassa cuma ve cumartesi geceleri. O zamanlarda geyet de ise yarayan yontemi uygulamaya karar veridm ki zaten benim bildigim son yontem: Anlamadigim bir dilde televizyon dinlemek. Evet, izlemek degil sadece dinlemek. Mumkunse televizyon gorus alaninin disinda olacak ya da televizyona arkamiz donulecek ve ablalar-abiler orda konusurken oyle masal dinler gibi uykuya dalinacak. Ingilizce olmaz. Onu anliyorum. Hollandaca'yi da anliyorum, ama bir deneyeyim dedim. Ama Hollanda kanallari gece boyu "Arabada 5, evde 15. Hosuma da giderse bendensin" seklinde telefon hatlarinin reklamini yapiyor. Bir Alman kanalinda belgesel bulup, ses ayarini 2'ye takip dondum yattim. N'oldu? Husran... Takribi kirkbes dakika sonra televizyonu kapatip tavana bakma yontemini denemeye karar verdim...

Bir gece icinde melatonin hapi, sifir dusunce sifir yok olus mottosuna sarilmak, Uykusuz okumak, anlamadigim bir dilde televizyon seyretmek gibi degisik yontemleri kullanmama ragmen uykuya dalmak konusunda bir asama kaydedemedim. Su doktorada bu kadar cesitli yontem kullansam, yemin ediyorum simdiye dorduncu makalemi basiyor olurdum! Introduction to Psychology dersinde okudugumuz o dunyanin en gereksiz kitabinda, bir arastirma sorusunu incelemek icin ne kadar farkli yontemler ve yaklasimlar kullanabilecegimizi gostermek icin fil benzetmesi kullanmislardi: Fil cok buyuk oldugu icin oyle bir yerinden kavramak mumkun degil, ama ben kulagini tutayim, sen hortumunu tut, beriki dizlerden asilsin, kendine guvenen baba yigit bacaklara dolansin... fil sorunsalini boylelikle cozelim. Isten ben de uyku sorunumu kulagindan, bacagindan, hortumunda, ensesinden, her yerinden tuttum ama o beni nakavt etti.

Bu duruma acayip canim sikiliyor. Ben de is arkadaslarim ya da EdWood gibi bebekler gibicesine uyumak istiyorum. Bir keresinde danismanim Patris ile konusurken uyku sikintisi yasadigimi soylemistim de icgoru yoksunlugunun 3-boyutlu hali Patris, "Haha gece uyuyamiyor musun? Ben bebekler gibi uyuyorum. Hatta daha da fazla uyumayi istiyorum, ama calismam gerek" diyerek uykusuzluktan capi zaten kuculmus gozbebeklerimi bir de sinirden kucultmustu! Ben de gunun birinde Patris'i gozleri cokmus gordugumde "Sakin bana gece uyuyamadigini soyleme Patris. Inanamiyorum! Bu sen olamazsin!" demek istiyorum. Allahim bir gorsem o gunleri... bak doktoradan bile vazgecebilirim bu ugurda :)

Baslik: Paris'te adina vurulup aldigim Cd. Brenda Kahn diye bir hatun. Kuzeyguney'den sarki koymayi ogrenince eklerim.

Foto: Hess Design Works

7 Haziran 2010 Pazartesi

Ronin


Ronin: "A rōnin was a samurai with no lord or master during the feudal period (1185–1868) of Japan. A samurai became masterless from the death or fall of his master, or after the loss of his master's favor or privilege" (Wikipedia).

Ustalari olen samuraylar, baska bir ustanin savascisi olamazlarmis. Cogunlukla yasadiklari yerden ayrilip ora senin bura benim sahipsiz, kayip dolasirlar, ama bir turlu dikis tutturamazlarmis. Tarla islerinde ya da benzeri islerde gunluk hayatlarini surdurecek kadar para kazanip sahipsiz zorunlu gezginlik haline devam ederlermis. Ronin olmanin mutlak sonucu gucunu, sayginligini, sosyal statunu kaybetmek, asagilama ve alaya maruz kalmakmis. Roninler icin kalan tek gururlu hareket seppuku, yani hara kiri, yaparak intihar etmek.

Kendine hedef olarak samuray olmayi secen, bunun icin sancili bir egitim surecinden gecen, iyi bir ustanin samuraylarindan biri olmak icin cabalayan gururlu roninler, ustalarinin olmesiyle kisacasi bir "hice" donusuyorlar.

Ben de kendimi "akademik ronin" gibi hissediyorum. Her seyin yoluna girecegine, guzel olacagina inanmak istiyorum; ama elde edebilme ihtimalim olanlarin en iyisi bile kaybettigimden cok cok uzak.

Bunu dusunerek doktoraya devam etmek cok zor. Hatta imkansiz. Birak git, daha iyi.

Birakip gitmek kolay olurdu. Omrun boyunca birakip gittigin seyi her dusundugunde, kacirdigin firsatlara hayiflanarak, hayata ve sanssizligina kufrederek kendini avutur; bir yandan da durumunu dissal faktorlere aftetmenin dayanilmaz hafifligini yasardin. Gul gibi olmasa da gecinir giderdin.

Galiba ben (ve B) zor olani sectim(k). O yuzden, kendimi ronin gibi hissettmeme ragmen, yazimi "all good things come to those who wait"* diyerek bitireyim.

Not: Bu yaziya Aralik ayi gibi edit yapicam.

Foto: Masterless Puppet by Saphin (Deviantart)

* Robert de Niro (from the movie "Ronin").

4 Haziran 2010 Cuma

Doktoramin son alti ayinin planidir, danismanimin haberi ola...


Efendim, beni bilen bilir ki su siralar hayatimin en temel konusu doktoramin sonuna yaklasmis oldugumdur. Bir haziran itibariyle son alti aya girdik, ama ortada hakikaten bir sey yok. Yarim yamalak iki makale, hala daha yapilmasi gereken bir alan bir de laboratuvar calismasi, bir de tez yazimi... Iste kalan alti ayi bozdurur bozdurur harcarim.

Hollanda'da ucbucuk senem gecti gitti. O ayri bir hikaye zaten. Ama ben burada hicbir sey mi ogrenmedim? Ogrendim: Dutch efficiency. Hollanda verimliligi. Ben de kalan alti ayi en verimli sekilde nasil geciririm diye dusunurken cozumu buldum sanirim. Eger ki hep gunduz olursa, hep calisirsam neden olmasin, dedim. Hep gunduz olmasi icin benim gunesle hareket etmem gerekiyor. Bu durumda ben de Macellan gibi kendime mahallenin firincisi, kasabin et kokusundan bikmis ciragi, karisinin dirdirindan illallah demis mutevazi terzi, maceraperest simitci, askina karsilik bulamadigi icin kentini ya da kendini terketmek isteyen ama hangisinin daha kolay olacagini kestiremediginden ikisini de terketmeye karar veren demirci ciragi, son kestigi adamin sacindan bitlenip eve bit getirdigi icin karisindan papara yiyen berber, bardaki ayyas, ayyasin kendinden beter arkadasi, onlari ayiltip parasini almanin derdindeki bar sahibi, son utucu, bir de firincinin karisindan tayfa yapip gemime atlayip "Hep batiya, hep batiya" gidersem hem Amerika'yi bir daha kesfedebilirim hem de hep gunduz hep gunduz oldugu icin on ay icinde doktora tezimi okuma komitesine sunabilirim.

Yalniz iki nokta beni dusunduruyor. Birincisi, Macellan gibi, sabit fikirlilik yuzunden, Amerika'ya vardigimi farkedemeyip kendimi Bati Hindistan kiyisinda sanirsam ne olacak? Ikincisi, ya Almanya yenilince ben de yenilmis sayilirsam... n'olur doktoramin akibeti?

Foto: Macellan'in uc gemi ile basladigi ama omru vefa edip de bitiremedigi dunya turundan donen tek gemi: Victoria

30 Mayıs 2010 Pazar

The Proof of Death


Ben hic kremasyon gormedim. Kremasyon, insanlarin normal kosullar altinda gormek istedikleri bir sey olmasa gerek zaten. Ben, gormem gerektigi halde gormedim.

Biraz once Jules et Jim'i izliyordum. Orda vardi.

Tabutu buyuk bir firinin icine sokuyorlar. Firinin kapagini sikica kapatiyorlar. Icerde kuvvetli bir ates var. Bir sure sonra sikica kapatmis olduklari o kapagi aciyorlar. Kuller var tahmin edebilecegimiz gibi. Ama sadece kul yok. Kurumus kemik parcalari da var. O kemik parcalarini havanin icinde ufaliyorlar. Sonra da bir kutuya koyuyorlar. Bu kadar.

Ben, kulun neyden olustugunu bilmiyordum. Vucut tamamiyle yaniyor saniyordum. Kemiklerin yanmayacagini hic dusunmemistim. "Evet, bu kapak acildiginda ondan hicbir sey kalmayacak geriye" dedigim noktada kemiklerle karsilasinca bir an beynim durdu. Öldügünü dusundugun, yoklugunu kabullenmeye calistigin insanin kemikleri orda. Ama hepsi de degil. Oyle parca parca. Yani aslinda artik yok, ama parcalari kalmis.

Ölümün kaniti: havanda dovulecek kadar kurumus kucuk kucuk, parca parca kemik.

Fotograf: Jules et Jim'den bir kare

25 Mayıs 2010 Salı

Delismen Guinness Rekorlari


Son zamanlarda ne zaman Turkiye haberlerini acip okusam muhakkak bir rekor denemesi yapilmis oluyor. Ilk etapta aklima gelen Aydin'da 525 efenin ayni anda zeybek oynayarak rekor kirmasi. Gectigimiz haftalarda tenis raketinin icinden bir dakikada en fazla gecme rekoru ve tek ayak ensede ip atlama rekoru kirilmisti. Bizim memlekette en uzun pismaniye rekoru kirilmisti. Ustelik Guinness Rekorlari bilir kisisi ve bas onaycisi Kelly Hanim da eliyle koluyla girmisti pismaniye yapimina. Pismaniyeyi pek severim. Otursam bir kutu yerim, bana misin demem; ama hic de oyle "vay, birileri de en uzun pismaniyeyi yapsa da yesek sabahlara kadar" demedim. Zaten temel soru da bu: Kim karar veriyor neyin rekorunun kirilacagina?

Yanlis anlama olmasin, kimse gonul koymasin. Zalime karsi merhameti olmayan ve dahi yagi zalim gobeginde kavuran efelere karsi hurmetim sonsuz. Ama sunu da kabul etmek gerek ki Aydin'da 525 efenin ayni anda zeybek oynamasi Aydin icin buyuk bir adim olsa da dunya icin kaale bile alinmayacak bir adimdir. Ustelik bu 525 sayisina kim karar veriyor, o benim icin tam bir muamma. "Besyuz ya da 550 yaparsak cok yuvarlak olur, uzerinde hic dusunmemisiz imaji cizeriz. Arasi olsun." mu deniyor? "Haci Agbilerin orda uc efe daha varmis ama hesap bozulmasin" diye dislamacilik yapiliyor mu? Pismaniyenin boyunu Izmit Buyuksehir Belediyesi Pismaniye Komisyonu mu kararlastiriyor mesela? Tek ayagi ensesinde ip atlamak ve raketin icinden gecmek gibi "atletizm" alanindaki rekorlarimizdaki karar verme surecine deginmiyorum bile bak... O benim hafzalamin alabilecegi bir sey degil zira. Cevap aranan oncelikli soru, normal kosullar altindaki (NSA) bir insan evladinin nasil olup da "Su tek ayagimi enseme alsam bi ip atlasam" deme noktasina geldigi.

Bilimsel formasyonum geregi tek tarafli yayinciliktan kacinmam gerek. O yuzden bu rekor isinin uluslararasi boyutuna da soyle bir baktim. Durum bizden pek de farkli degil gibi. Ornegin, dunya mutfaklari alaninda en buyuk muffin rekoru, atletizim alaninda bir elde en fazla golf topu tutma rekoru, dans alaninda Cape Town belediye meydaninda bale yapan 989 kisi...

Dise dokunur bir rekordan haber vereyim oyleyse ki "Birasi tatli tatli gitse de bu Guinness cok cakmaymis" imaji uyanmasin kimselerde (gerci sadece bir takipcim olduguna gore cok da sikinti olmaz su asamada). Bu rekor kirilali epey bir zaman olmus. Rekor denemesi Ispanyol Pipo Klubu tarafindan Palma de Mallorca'da organize ediliyor (Ispanyollarin ne tarz bir feyzle pipo klubu kurduklari ise hep akillari kurcalayan bir soru olarak kalmaya mahkum). Onyedi ekim 1992'de bin kisi, ayni anda, yukarda gormus oldugunuz pipodan tutturmusler. Bu is icin 5 kilo tutun kullanilmis. Yasal kayitlara gecen bu tabii... baska bir seyler daha katildiysa ben bilmem, gunahlari boyunlarina. Rekor denemesinin amaci "dunya kardesligi icin pipo icmekmis". Soyle bir dusununce, 5 kilo tutunun tuketildigi, o dumanin bir anda havaya karistigi bir ortamda olsam kafam binbesyuz olur ve dakkasinda dunya kardesligine inanmaya baslarim zaten. Hatta dunya kardesligi favorim olur, tek gecerim, ustune tanimam. Iste boyle rekorlar da var. Bunlar da bilinsin.

Ispanyollarin pipo rekoru bir amaca hizmet ediyor. Cok sevgili danismanimin bana hep dedigi "What is the main objective? (Temel amac ne?)" sorusunun cevabini veriyor (ben henuz makalemde bu sorunun cevabini vermek konusunda muvaffak olamadim ama). Ispanyollar, dunya kardesligine giden yolun pipo icmekten oldugunu dusunmusler, buna inanmislar. Dunya kardesligi icin hemen hemen her yolu deneyip verimli sonuc alamadigimiz bir yuzyili geride biraktiktan sonra bu pipo fikri benim de aklima yatmaya basladi acikcasi... Turkiye'deki delismen ve bir o kadar girisken yari-zamanli rekor denemecileri de bir alanda rekor denemesi yapmaya karar vermeden once sapkalarini onlerine koyup bu sorunun cevabini bir dusunsunler derim ben: Tenis raketinden bir saniyede en cok kere gecmenin temel amaci ne?

Fotograf: Groningen Gemi Muzesi'nde ben cektim ondan patladi zaten