Ah su lanet doktora tezimi bir bitirebilseydim bu blogda muhtesem Paris yazilari yazacaktim... Sehri yurumek ya da bisiklet marifetiyle gezdigimden cok guzel ayrintilar yakaliyorum. Soylemesi ayip, gozlem yetenegim iyicedir. Cogunun dikkatini cekmeyecek seyler benim hafizama kazinir. Iste yazabilsem cok guzel olacak. Ama ben bittim, tez bitmedi. O yuzden boyle yalap salap yaziyorum her defasinda. Simdi de asil amacim Montparnasse mezarligiyla ilgili yazmak, ama oncesinde bir Montparnasse yazisi yazmis olmadigim icin arada genel bilgiler de var.
En cok hangi bolgesini seviyorsun Paris'in diye sorsalar Montparnasse derim. Bunda sevdigim yazarlarin, ressamlarin ve izledigim Yeni dalga filmlerinin etkisi buyuk suphesiz. Montparnasse'in adinin hikayesi bile guzel. Bugun Montparnasse olan bolge aslinda cok yakin bir gecmise kadar sehrin disinda kaliyormus. Onyedinci yuzyilda burasi coplukmus. Evet, bildiginiz coplukmus. Coplerin yaptigi tepecige "Mount Parnassus" adini vermis Latin Quarter'da okuyan ogrenciler. Mount Parnassus Yunan mitolojisinde siir, edebiyat, muzik, kisaca sanat tanricasi olan 9 muzlerin yasadigi dagin da adi. Denfert-Rochereau'da sarap icip, Dionysos'a ibadet eden ogrenciler Mount Parnassus'a karsi siirler okurlarmis. Bu bolgenin adi ordan Mount Parnassus'un fransizca karsiligi olan "Mont Parnasse" kalmis.
Mezarligin tarihi, sehrin icinde mezarlik yapiminin yasaklanip mezarliklarin sehrin disina insa edilmeye baslandigi doneme gidiyor. Sehrin kuzey, guney, dogu, bati sinirlarina o bolgelerin ihtiyacini gidermek icin buyuk mezarliklar insa edilmis. Montparnasse mezarligi guney mezarligi. Acilis tarihi 1824. Hristiyan, yahudi, musluman... butun ilahi dinlerin mensuplarina kapilari acik. Genelde mezarlarin ustunde mezarda yatan kisinin dinini belirten isaretler var. Yahudi mezarlarinda davud yildizi, Ermeni mezarlarinda Gregoryen haci en dikkat cekicileri, en azindan benim icin.
Fransa'da mezarlar sadece olulerin yattigi yerler degil, ayni zamanda statu semboluymus. En azindan ekonominin hala bun aelverdigi donemlerde... Sehrin zenginlerinin mezarlari da daha gosterisli olurmus. Oyle gorunuyor ki bu gelenek yakin gecmise kadar devam etmis. Montparnasse mezarliginda Likya kaya mezarlarini andiran mezarlar gormek mumkun. Benzer sekilde, tapinak gibi mezarlar da var. Bunlar daha erken donem mezarlari. Yirminci yuzyilda yapilmis mezarlar daha sade. Sade derken oyle tapinak gibi degil, ama bildiginiz sanat eseri. Bunun burada gomulu olan kisilerle de alakasi var sanirim.
Montparnasse 20. yuzyilin basindaki entelektuel ve sanatsal hareketin merkezlerinden biri. Dadaizm, surrealizm, varolusculuk, nihilizm, sosyalizm gibi butun bu -izm'li akimlar ve yeni dalga sinema akimi burda gelismis. Hal boyle olunca mezarlikta yatanlarin cogu unlu yazarlar, ressamlar, sairler, helkeltraslar, filozoflar, politikacilar. Mezarlar da buna gore sekillenmis. Ornegin heykeltrasin mezarinda eserlerinden birini bulmak gayet olagan. Sanirim bu sonradan trend haline gelmis, cunku normal mezarlarda da fotograftaki gibi sanat eserleri gorebiliyorsunuz bugun.

Sunu da belirtmek gerekiyor sanirim. Tr'de genelde mezarliga akraba ziyaretine gidilir. Mezarliklar bunaltici, depresif, korkunc, gerekli kisinin mezarinda cicekler sulanip dualar okunduktan sonra hemen terk edilecek yerlerdir. Halbuki mezarlik kaybi yasayan kisinin, kaybettigi kisiyle iletisim kurabilecegi sayili fiziksel mekanlardan biridir. O yuzden hem oluye hem de kaybi yasayana saygi geregi mezarliklarin huzur verici ve insanin isterse saatlerce oturabilecegi, yasini tuttugu kisiyle konusabilecegi yerler olmali. Montparnasse mezarligi boyle yerlerden. Icine girince bir an once kacma istegi degil, aksine saatlerce kalma istegi uyandiran, kocaman yesil bir park. Ben de gittigimde genelde iki saat falan kaliyorum. Bu yazida kullandigim fotograflar son gidisimde cektiklerim.
Dedigim gibi, mezarligin sakinleri tanidik bildik kisiler. Ornegin giriste hemen sagda Jean Paul Sartre ve Simone de Beauvoir'in birlikte yattigi mezarlari en cok ziyaret edilenlerden. Gelenler hep kendilerinden bir sey birakmislar. Kimi yazarlarin kitaplarindan notlar aldigi not defterini, not kagitlarini birakmis kimi Paris'e geldigi tren biletini. Kimi metro biletini birakmis kimi Paris'ten aldigi telefon kartini. Benim dikkatimi hemen sagdaki kitap cekti. "Aaa kitabin baskisi Can Yayinlari'na ne kadar benziyor... ne alakasi var? Primavera, senin Tr'ye gitme zamanin gelmis" derken Jean Paul Sartre'in Sozukler kitabi oldugunu gordum yaklasinca.

Kitabi gorunce biraz kafam karisti. Kitabi birakan kisi icin bu kitabin cok onemli ve anlamli oldugunu varsayiyorum. Yoksa neden Tr'den Paris'e kadar kitabi getirip yazarin mezarinda biraksin. Bu, planlama gerektiren bir davranis. Bunu yapan kisi bunu amac edinmis yani. Benim icin anlami cok buyuk olan kitaplari dusunuyorum. O kitaplar benim icin kutsal. Donup donup okumaktan keyif aldigim kitaplar. Sadece belli kisilere odunc verdigim, korudugum kitaplarim. Sanirim cogumuz icin de bu boyledir. Kitapligimda bir kitabin birkac kopyasi olabilir, ama bende bu duyguyu uyandiran kitabin benim okudugum kopyasi. Diger kopyalarin nedense kitapliktaki diger kitaplardan farki yoktur. Onlar kaybolabilir :P Acikcasi ben bu tur kitaplarimdan ayrilmak istemem. Onu yazan kisinin mezarina da birakmam. Illa birakacaksam gider yenisini alir onu birakirim, ama o zaman da biraktigim piril piril kopya benim okudugum, beni donusturen kopya olmaz. Yani davranis amacina ulasmaz. Peki bu kitabi Sartre'in mezarina birakan kisi, bunu neden yapmis olabilir, daha onemlisi kitabindan nasil ayrildi? "Isin gucun mu yok Primavera? Bak tezim bitmedi diyorsun. Otur onla ugras" diyebilirsiniz, ama ben arada bir hala bu sorulari dusunuyorum. Bu blogu okuyan 3-5 kisi, eger "Sozcukler'i Sarte'in mezarina biraktim" diye anlatan biriyle karsilasirsaniz, lutfen kendisine bunu neden yaptigini sorun :)
Sunu da kabul etmek lazim ki herkesin sevdigi eserin sahibiyle bag kurma sekli farklidir. Ben kitaplarimi kutsal hazine gibi saklamak isterken bir baskasi yazarina geri hediye etmeyi secebilir.
Mezarliktaki eserler turlu turlu. Ornegin bu metal heykel anne ve cocugunu resmediyor.

Peki ya bu dodo kusu neden?

Asagidaki baligin bir yonunde kadin gogusleri var, diger yonu normal balik. Duz olan tarafinda soyle yaziyor:
"il fait son choix d'anchois et
dîne d'une sardine" Berdal

Yani
"he makes his choice for anchovy
and eats a sardine for dinner"
Fransiz is arkadasima sordugumda bunun siir ya da deyis olmadigini, aksine cok anlamsiz oldugunu, muhtemelen kafiye icin boyle bir sey yazildigini soyledi. Choix (suva)-anchois (ansuva) ve dîne (din)-sardine(sardin) kafiyeleri.
Ben okudugumda, insanin yapmak istedikleri ve yapmak zorunda olduklari arasindaki farka gonderme oldugunu dusunmustum. Acikcasi bu siirin kendisine yazildigi kisi icin uzuldum. Insanin agzinda bu aci tatla olmesi cok zor diye dusunuyorum. Umarim bu kisi oyle pismanliklarla olmemistir.
Siz ne dusunuyorsunuz? Fransiz arkadasimin yorumu mu mantikli, benimki mi?
Kaybettigi esine askini gorkemli Eros ve Psyke heykeliyle ifade eden de var.

Beni en cok etkileyen heykellerden biri ise asagidaki.

Askla kocasinin saclarini oksayan kadin artik yok. Kocasi, karisinin parmaklarinin gezindigi saclarinin kivrimlarina her elini attiginda yureginde fiziksel (gercek) bir aci ve icinde buyuk bir ozlem hissediyor. Bunu cok yalin bir sekilde dile getirmis:
"Tu es la plus belle de ma vie
I miss you so much for ever and ever..."
*You are the most beautiful of my life.